Köşe Yazısı

TARIHIN NEHRI AKIYOR ; Dipten Gelen Dalga

İlya Ehrenburg’un 1930’lardan 1950’lere uzanan devasa üçlemesini (Paris Düşerken, Fırtına, Dipten Gelen Dalga) okuyanlar bilir: (gençlik yıllarımda okumuştum yaşadığımız bugünün Türkiyesi bana bu eseri yeniden hatırlattı ve buradan çıkışın ilhamını da verdi )

Mustafa Cinkılıç 448 okunma
TARIHIN NEHRI AKIYOR ; Dipten Gelen Dalga

Bazı romanlar yalnızca yazıldıkları dönemi anlatmaz; geleceğe de ışık tutarlar. Çünkü bu eserlerin asıl konusu savaşlar, hükümetler ya da liderler değil, iktidarın insanı nasıl değiştirdiği, toplumların özgürlüklerini nasıl yavaş yavaş kaybettiği ve tarihin hangi yönde aktığıdır.

 Ehrenburg’un romanları, insanlık tarihinin en sinsi virüslerinden biri olan otoriterliğin ve faşizmin laboratuvar sonuçlarını gözler önüne serer. Koşullar benzeştiğinde, onun yüz yıl önce çizdiği çürüme, yozlaşma ve yanılsama hastalığı yeniden canlanır.

 Bugün Türkiye’nin son çeyrek asırlık serüvenine baktığımızda, Paris Düşerken’de anlatılan o tanıdık illüzyonun modern bir sahnelemesini görüyoruz.

 Her şey büyük vaatlerle başlamıştı. Hatırlarsınız gece gündüz 3Y ile yatıp 3Y ile kalkıyorduk. Yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele edeceğini söyleyen bir siyasi hareket, toplumun adalet arayışını arkasına alarak iktidara yürüdü. Avrupa Birliği hedefi, demokratikleşme söylemleri ve reform vaatleri, geniş kitlelerde umut yarattı.

 Ancak geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki demokrasi hiçbir zaman nihai hedef olarak görülmemişti. O, yalnızca vakti geldiğinde inilmek üzere binilmiş bir araçtı.

 2017 referandumu bu uzun yolculuğun maskelerin düştüğü ilk büyük dönemeç oldu. Kurumsal denge mekanizmalarının büyük ölçüde tasfiye edildiği, yetkilerin tek merkezde toplandığı,  Türk Tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi gibi dünyada eşi benzeri olmayan yeni bir yönetim modeli inşa edildi. Siz bunu Faşizmin günümüz versiyonu olarak da adlandırabilirsiniz.

 Ne var ki siyaset tarihinde sıkça görüldüğü gibi, gücün mutlaklaşması kendi aşınmasını da beraberinde getirdi. İktidar gücünü merkezileştirdikçe, ilk yıllardaki toplumsal rıza üretme kapasitesini kaybetmeye başladı. Bugün gelinen noktada, toplumun çoğunluğunun desteğini yeniden üretmekte zorlanan bir iktidar görüntüsü ortaya çıkmıştır. Anlatacak yeni hikayesi kalmamış , devletin güç aygıtına, siyasallaşan yargısına dayanarak iktidarlarını sürdüren bir görüntü ortaya çıkmıştır.

 Ehrenburg, Dipten Gelen Dalga’da hukukun nasıl siyasal hesaplaşmaların aracına dönüştürülebileceğini anlatır.

Yasa metinleri yerli yerinde dururken adaletin ortadan kalkabileceğini gösterir.

 Bugün Türkiye’de de iktidarı kuşatan değişim korkusunun etkisiyle yargının giderek daha fazla siyasal tartışmaların merkezine çekildiği görülmektedir. Ana muhalefetin cumhurbaşkanı adayına, belediye başkanlarına belediye bürokratlarına yönelik davalar , tutuklamalar ve siyasi faaliyet alanını daraltmaya yönelik girişimler bu tartışmaların odağında yer almaktadır.

 Daha da dikkat çekici olan ise siyasi partilerin iç işleyişine yönelik müdahaleler konusunda ortaya çıkan tablo olmuştur. Siyasallaşan yargıdan Cumhuriyet tarihinde eşi benzeri olmayan bir “ butlan kararı “ çıkmıştır . Henüz ceza yargılamaları sonuçlanmadan, yıllar önce yapılmış bir kurultayın iradesinin tartışmaya açılması ve bunun üzerinden geliştirilen hukuki yorumlar, yalnızca ilgili partiyi değil, demokratik temsil ilkesini de ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir.

 Bu süreçte toplumun bir bölümünde, muhalefetin yeterince direnç gösterip göstermediğine ilişkin tartışmalar da büyümektedir. Ana muhalefetin mevcut statükoyu değiştirecek temel aktör olma iddiasını sürdürüp sürdüremeyeceği sorusu giderek daha fazla sorulmaktadır.

 Öte yandan seçimlerde çoğunluğu elde etmenin zorlaştığını gören siyasal iktidar, anayasal ve kurumsal düzenlemeler üzerinden, anayasayı ve yasaları arkadan dolanarak, tükenmiş olan ömrünü  uzatma arayışına girmiştir. Milletvekili transferleri  belediye başkanlığı transferleri, dışarıda kirli iken kendisine gelince sütten çıkmış ak kaşık muamelesi…

Mevcut iktidarın , iktidarını sürdürmek için her yolu deneyeceğinin göstergesi olarak önümüzde duruyor.

 Peki bu hikaye böyle devam mı edecek? Yapılanlara alışıp sürece boyun vereceğiz?

 Ehrenburg’un nehir romanlarının felsefesi buna açık bir şekilde “Hayır” cevabını veriyor.

 Son dönemde topluma tehlikeli bir “cam tavan sendromu” aşılanmak isteniyor. Her sabah bir belediyeye yapılan operasyon haberiyle uyanıyor, her gün yeni bir hukuksuzluk örneğiyle karşılaşıyoruz. Ardından aynı cümle fısıldanıyor:

 “Ne yaparsak yapalım değişmez.”

 İktidarların ve onların görünür ya da görünmez aparatlarının topluma vermek istediği en büyük zarar da budur.  Çünkü insanlar önce haklarından değil, umutlarından vazgeçerler.

 Bu adaletsizliklere, bu absürt yargı kararlarına, ekonomik yıkıma ve demokratik değerlerin aşınmasına alışmak, teslimiyetin ilk adımıdır.

 Oysa tarih; kapalı kapılar ardında yapılan hesapların, siyasal mühendislik projelerinin ve güç sahiplerinin planlarının, halkın dipten gelen iradesi karşısında defalarca dağıldığını gösterir.

 Ehrenburg’un üçlemesinin son kitabına adını veren “Dipten Gelen Dalga”, tam da budur. Yüzeydeki sessizliğin altında biriken toplumsal vicdan, adalet talebi ve değişim iradesi…

 Tarihin diyalektiği bize gösteriyor ki; baskı ne kadar artarsa artsın, toplumların özgürlük, adalet ve insanca yaşam arzusu yok edilemez. Kitlelerin meşru, demokratik ve kararlı mücadelesi er ya da geç sonuç verir.

 Çünkü değişim, bir mahkeme salonuna, bir kurultay salonuna ya da birkaç kişinin yaptığı siyasi hesaplara sığdırılamayacak kadar büyük bir toplumsal dinamiktir.

 Unutmayalım:

 Deniz ne kadar durgun görünürse görünsün, dalga her zaman dipten gelir.

 Ve nehir, önüne bentler kurulsa da, yatağı daraltılsa da, akışını geciktiren engeller çıkarılsa da sonunda yolunu bulur.

 Çünkü tarihin nehri akmaktadır.

 Ve o nehir, eninde sonunda özgürlük denizine varacaktır.

 Adnan Yücel’in dediği gibi;

“Saraylar saltanatlar çöker

Kan susar bir gün

Zulüm biter….

Bugünlerden geriye,

Bir yarına gidenler kalır

Bir de yarınlar için direnenler…”

Yazar

Mustafa Cinkılıç

Avukat

Okur Görüşleri

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz gönderin.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Tüm yorumlar yayınlanmadan önce incelenir.

Yorumunuz yönetici onayından sonra görünür olacaktır.

Diğer Köşe Yazıları

24 Temmuz 2026

Barışın ve Umudun “Yeni” Yolu

Bir ülkede gerçekten barış istenip istenmediğini anlamanın en güvenilir yolu, silahların sustuğu günlerde devletin ve siyasetin ne yaptığına bakmaktır.

10 Temmuz 2026

“Demokratik Despotizm”

Demokrasinin Sessiz Ölümünde Sessiz Kalmak mı, Bir Yerden Başlamak mı? “Demokratik halklar özgürlüğü kaybetmeden önce, onu kendi elleriyle devlete teslim ederler.” Alexis de Tocqueville