Köşe Yazısı

SİNEKLERİN TANRISI VE TÜRKİYE: DENİZ KABUĞU KIRILIRKEN

Bazı romanlar vardır; yalnızca yazıldıkları dönemi değil, insanlığın değişmeyen zaaflarını da anlatırlar.

Mustafa Cinkılıç 510 okunma
SİNEKLERİN TANRISI VE TÜRKİYE: DENİZ KABUĞU KIRILIRKEN

Son okuduğum incelediğim,  Türkiye İş Bankası yayınlarından çıkmış, Ocak 2020 yılında 43. baskısını yapmış, William Golding’in Nobel ödüllü romanı Sineklerin Tanrısı da bunlardan biridir.

 Romanın hikayesi basittir. Bir grup çocuk, bir uçak kazasından sonra ıssız bir adada mahsur kalır. Başlangıçta kendi aralarında kurallar koyarlar. Bir lider seçerler. Toplantılar yaparlar. Herkesin söz hakkını temsil eden bir deniz kabuğu vardır. Kabuğu elinde tutan konuşur, diğerleri dinler.

 Yani adaya düşen çocuklar, küçük bir medeniyet kurmaya çalışırlar.

 Fakat zaman ilerledikçe işler değişir. Korkular büyür. Güç arzusu artar.

Medeni yaşamak için kabul edilen kurallar yük olmaya başlar.

İyiliğin , bilginin , dayanışmanın yeri içsel ve ilkel korkularla değişmeye başlar ve sonunda adadaki düzen, yerini vahşete bırakır.

 Golding’in vermek istediği mesaj açıktır: İnsanları medeni yapan şey yalnızca iyi niyetleri değildir. Hukuk, kurumlar, kurallar ve denetim mekanizmaları ortadan kalktığında, en eğitimli ve en uygar toplumlar bile ilkel içgüdülerine teslim olabilirler. Bizi bir arada barış içinde tutan şey aslında hepimizin uymayı kabul ettiği farazi bir toplumsal sözleşmedir. Bu farazi kabul, yasa metinleriyle kurallara dönüştürülmüştür.

 Bugün dönüp Türkiye’nin son çeyrek yüzyılına baktığımda, aklıma sık sık bu roman gelir.

 Çünkü yaklaşık yirmi beş yıl önce iktidara gelen ‘ siyasal İslam’ hareketi toplumun geniş kesimlerine daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve daha fazla hukuk vaat etmişti. Yasaklarla , yolsuzluklarla ve yoksullukla mücadele . edecekti .Vesayet düzeninin sona ereceği, hukukun üstünlüğünün güçleneceği söyleniyordu.

 İlk yıllarda bu vaatlerin önemli ölçüde karşılık bulduğu da inkar edilemez. Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreçleri, uyum yasaları hızlı meclisten geçiyordu.

 Ancak siyasetin en büyük sınavı iktidara gelmek değil, iktidarda kalırken gücün toplumsal sözleşmede belirlenen kurallarla sınırlı olduğunu kabul edebilmektir.

 Demokrasilerde asıl mesele seçim kazanmak değildir. Seçimi kazananların da hukukla bağlı kalabilmesidir. Aslında iktidara gelinirken “ Demokrasi bir trendir. İstediğin durakta binersin istediğin durakta inersin” dendiğinde, iktidara gelirken amacın gerçek bir demokrasi olmadığını anlamalıydık.

 İşte tam bu noktada Golding’in romanı yeniden karşımıza çıkar.

 Sineklerin Tanrısı’nda deniz kabuğu yalnızca bir nesne değildir. O, hukukun ve meşruiyetin sembolüdür.

 Kabuğa saygı duyulduğu sürece düzen vardır.

 Kabuğun otoritesi sorgulanmaya başladığında ise kurallar değil güç konuşmaya başlar.

 Bugün Türkiye’de yaşanan birçok tartışmanın merkezinde de aynı soru bulunmaktadır:

 Hukuk mu üstün olacak, yoksa gücü elinde bulunduranlar mı?

 Son yıllarda yargı kararları etrafında oluşan toplumsal tartışmaların temelinde bu güvensizlik yatıyor. Muhalefet partilerine yönelik davalar, belediye başkanları hakkındaki soruşturmalar, siyasetçilerin yargı yoluyla tasfiye edilmeye çalışılması , toplumun önemli bir bölümünde yargının bağımsızlığı konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor. Ülke hukuka güven endeksinde %20’lerin altına düşüyor.

 Oysa hukuk, iktidarın rakiplerini etkisiz hale getirme aracı haline geldiği anda adalet olmaktan çıkar.

 Nasıl ki romanda deniz kabuğu kırıldığında artık haklı olan değil güçlü olan kazanıyorsa, hukuka duyulan güven zedelendiğinde de toplumda benzer bir süreç başlar.

 İnsanlar mahkemelerin kararlarını değil, kararların arkasındaki siyasi iradeyi konuşmaya başlarlar.

 Bu ise bir hukuk devletinin karşılaşabileceği en büyük tehlikelerden biridir. Yargı’ya güvensizlik, toplum içerisinde mafya örgütlenmelerinin yaygınlaşmamasına neden olur. Gücü gücü yetene…

 Golding’in romanında aklı ve bilimi temsil eden Piggy karakteri vardır.

 Piggy’nin sesi çoğu zaman duyulmaz.

Onun uyarıları küçümsenir. Sonunda da ortadan kaldırılır.

 Bugün liyakatin geri plana itilmesi, uzmanlığın değersizleştirilmesi, kurumların kişilere bağımlı hale gelmesi ve eleştirel düşüncenin tehdit olarak görülmesi, Piggy’nin adadan kaldırılışını hatırlatmaktadır.

 Aslında,  güçlü devletler yalnızca sadakatle değil, akılla yönetilir.

 Sadakat, liyakatin yerine geçtiğinde kurumlar zayıflar.  Kurumlar zayıfladığında ise devlet değil, kişiler güçlenir.

 Demokrasi de tam bu noktada yara almaya başlar. 25 yıl önce iktidara gelenler bindikleri demokrasi treninden inmeye başlamıştır artık. O tren onları zorbalıklarını sürdürecekleri durağa kadar taşımıştır. Bu saatten sonra burada kalmak için, daha çok demokrasiye değil daha çok zorbalığa, daha çok hukuksuzluğa ihtiyaçları vardır.

 Belki de Golding’in romanından çıkarılacak en önemli ders şudur:

 Vahşet bir anda gelmez. Önce kurallar önemsizleşir. Sonra kurumlar etkisizleşir.

Ardından farklı düşünenler düşmanlaştırılır.

En sonunda da hukuk, güçlü olanın elindeki bir araca dönüşür.

 Romanın sonunda adayı ateşe veren çocuklar aslında rakiplerini yok etmeye çalışırken kendi yaşam alanlarını da yok ettiklerini fark etmezler. Ada‘yı saran ateş, aynı zamanda kurtuluşların da habercisi olur.

 Bu sahne yalnızca bir roman finali değildir. Tarih boyunca gücün sınır tanımadığı her toplum için bir uyarıdır. Ama mutlaka alevle sınanmak, alevin aydınlığıyla bu karanlıktan çıkmak zorunda değiliz.

 Siyasi iktidarın doğrudan bir partiye ve gerçek haber kanallarına yönelik saldırısına muhalefetin topyekün karşı durması hayati önemdedir.  Çünkü hukuk yalnızca muhalefeti korumaz. Yarın iktidarda olacakları da korur.

 Adalet yalnızca mağdurlar için gerekli değildir. Gücün sahipleri için de gereklidir. Unutulmamalı ki; bugün bozulan kantar bir gün onu bozanları da tartar.

 Romanda deniz kabuğu kırıldığında kaybeden yalnızca muhalefet olmaz.

 Bütün ülke kaybeder.

Yazar

Mustafa Cinkılıç

Avukat

Okur Görüşleri

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz gönderin.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Tüm yorumlar yayınlanmadan önce incelenir.

Yorumunuz yönetici onayından sonra görünür olacaktır.

Diğer Köşe Yazıları

24 Temmuz 2026

Barışın ve Umudun “Yeni” Yolu

Bir ülkede gerçekten barış istenip istenmediğini anlamanın en güvenilir yolu, silahların sustuğu günlerde devletin ve siyasetin ne yaptığına bakmaktır.

10 Temmuz 2026

“Demokratik Despotizm”

Demokrasinin Sessiz Ölümünde Sessiz Kalmak mı, Bir Yerden Başlamak mı? “Demokratik halklar özgürlüğü kaybetmeden önce, onu kendi elleriyle devlete teslim ederler.” Alexis de Tocqueville