Hukukun Siyasetle İmtihanı: Yüreğir Kararı ve Vicdanın Sesi
CHP’li Yüreğir Belediye Başkanı Sayın Ali Demirçalı, başkan seçilmeden yıllar öncesine dayanan bir iddia nedeniyle yerel mahkemede bir ceza almıştı.
Ancak henüz karar kesinleşmeden, hatta yerel mahkeme gerekçeli kararını dahi yazmadan; Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay süreçleri beklenmeksizin, İçişleri Bakanlığı tarafından 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddesi gerekçe gösterilerek “geçici olarak” görevden uzaklaştırıldı
Bu işlemin hukuka aykırı olduğunu anlamak için hukukçu olmaya gerek yok. Okuma yazma bilen , okuduğunu anlayan herkes kanununu okuduğunda aynı sonuca varır .
İlgili madde açıkça der ki:
“Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir.”
Burada altı çizilmesi gereken iki temel hususu siz de kolayca fark ettiniz, sanırım.
Birincisi Suçun Niteliği: Kanun, uzaklaştırma için suçun mutlaka “görevle ilgili” olmasını şart koşar. Sayın Demirçalı hakkındaki yargılama konusu, belediye başkanlığı görevinden yıllar öncesine aittir; yani göreviyle hiçbir illiyet bağı bulunmamaktadır.
İkincisi Takdir Yetkisinin Sınırı: Madde metni “uzaklaştırılabilir” diyerek idareye bir takdir yetkisi tanımaktadır. Ancak bu yetki keyfi değil; kamu yararı ve hizmet gerekleri ile sınırlıdır.
Danıştay, yerleşik içtihatlarında bu konuyu net olarak şöyle özetlemektedir;
“Belediye başkanının görevden uzaklaştırılabilmesi için başlatılan soruşturma konularının, yürüttüğü başkanlık görevi ve hizmeti ile ilgili olması gerekir.” ve “Belediye başkanının görevde kalmasının; gerek kovuşturmanın güvenliği gerekse kamu hizmetinin esenliği yönünden ciddi sakıncalar doğuracağının ortaya konulması gerekir.”
Otuz yedi yıllık bir hukukçu olarak, bu kararlar ışığında Sayın Ali Demirçalı’nın görevden uzaklaştırılmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu ifade etmek zorundayım. Kaldı ki hukukasyonu olmayan ama kafasının içerisinde art niyet beslemeyen her insanda bunun böyle olduğunu kolay anlar.
Başından öğrendiğimize göre ;Sayın Demirçalı idare mahkemesinde “yürütmenin durdurulması” istemli dava açılmış. Temennimiz, yargının kanunun lafzına ve Danıştay kararlarına sadık kalarak bu hukuksuzluğu gidermesidir.
Mesele yalnızca bir şahsın veya bir partinin meselesi değildir. Sayın Demirçalı’nın siyaset tarzını beğenebilir ya da beğenmeyebilirsiniz; ancak yaşanan hukuksuzluğa karşı çıkmak için sadece insan ve vicdan sahibi olmak yeterlidir.
Kişiler hakkında verilen bu tür kararlar, aslında ülkemizin nasıl yönetildiğinin ve hukuk devletinden ne ölçüde uzaklaşıldığının bir göstergesidir.
Tarihin öyle dönemleri vardır ki, insanlar yaptıklarından olduğu kadar yapmadıklarından ve sessiz kaldıklarından da sorumlu tutulur. İşte o günlerden geçiyoruz.
Sivil toplum kuruluşları ve her bir yurttaş olarak, hukukun ve insan haklarının egemen olduğu bir ülke için sesimizi yükseltmek zorundayız.
Unutmayalım, Platon’un dediği gibi;
Kötülük, kötüler cesur olduğu için değil; iyiler suskun olduğu için büyür.
Bugün aynanın karşısına geçip , başkasına değil , kendi gözlerimize bakıp, vicdanımızın sesini dinleme ,tavır belirleme ve saf tutma zamanı.
Yarın çocuklarımızın yüzüne huzurla bakabilmek için…
Yazar
Mustafa Cinkılıç
Avukat