Hukuksuzluğa Alışmayacağız
Siyasetin doğası, iktidarların gücü elde tutma arzusuyla şekillenir. Ancak bu arzu, yasaların çizdiği sınırları taşmaya, yargıyı bir "dizayn aracı" olarak kullanmaya başladığında, orada artık bir yönetimden değil, bir kuşatmadan bahsediyoruz demektir.
Özellikle 2024 yerel seçimlerinden bu yana, ikinci Parti konumunda olduğu net olarak anlaşılan siyasi iktidar, sandıktan çıkan iradeyi yargı koridorlarında eritme çabası içindedir.
Bu durum, sadece bir siyasi partinin değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin "Hukuk Devleti" niteliğini sorgulama meselesidir.
Goebbels taktikleri ile toplum hukuksuzluğa alıştırmaya çalışılıyor.
Bugün şahit olduğumuz şey, sadece bireysel davalar veya yerel mahkemelerin tartışmalı kararları değildir. Adana Yüreğir Belediye Başkanı örneğinde olduğu gibi; yasanın açık hükmüne, "görevle ilgili olmayan" suçlamalara ve kesinleşmemiş kararlara rağmen “ görevden geçici uzaklaştırma “ adı altında atılan adımlar, topluma bir mesaj verme çabasıdır.
Nazi propaganda makinesi Goebbels’in o meşhur taktiği bugün modern bir formda önümüzde: “Öyle büyük bir yalan söyleyin ve öyle açık hukuksuzluklar yapın ki; insanlar buna itiraz etmekten yorulsun, sonunda bunu hayatın doğal bir akışı sanmaya başlasın."
İktidar bizi hukuksuzluğa alıştırmak, adaletsizliği "rutin" hale getirmek istiyor. Zihnimizde, “Zaten bunlar hukuka uymaz" algısını yerleştirmeye çalışıyorlar. Oysa bu algının yerleşmesi demokrasinin bittiği yerdir.
George Orwell, o sarsıcı başyapıtı 1984’ de “Hiçbir şey hukuka aykırı değildi, çünkü artık hukuk diye bir şey yoktu." Bizim mücadelemiz tam da bu noktada düğümleniyor. Maalesef bugün Türkiye anayasal bir devlet değil “ anayasalı” bir devlet . Yani ortada anayasa var , yasalar var ama , uygulanmıyor .
Onlar anayasayı rafa kaldırsa da, yasa metinlerini görmezden gelse de biz "Hukuk var!" demeye devam etmek zorundayız.
Çünkü biz sustuğumuzda, hukuksuzluk bir "norm" haline gelir.
Sivil toplum örgütlerinden meslek odalarına, demokratik kitle örgütlerinden her bir ferde kadar hepimizin görevi, iktidarın hukuk dışı adımlarını her gün, her saat bıkmadan , usanmadan haykırmaktır.
Demokrasi mücadelesi vermiş olan büyük düşünürlerin ve devlet insanlarının ortak bir uyarısı vardır: "Adalet mülkün temelidir." Eğer o temeli sarsarsanız, altında ilk kalacak olanlar o temeli dinamitleyenlerdir. Anadoluda yaygın bir söz var : “Gün gelir, bozduğun o kantar seni de tartar."
Hukuk, bugün iktidarın elinde bir kılıç gibi sallanıyor olabilir; ancak unutulmamalıdır ki hukuk, herkesin eninde sonunda sığınacağı tek limandır. Bugün yargı eliyle siyaseti dizayn edenler, yarın o bozdukları mekanizmanın dişlileri arasında kalabilirler.
Mücadeleye devam edeceğiz ve alışmayacağız:
-Gizli tanıkların yönlendirilmiş itiraflarına dayanan iddianamelere alışmayacağız.
-Yasanın açık hükmüne rağmen seçilmişlerin haklarının gasp edilmesine alışmayacağız.
-Ormanların katledilmesini alışmayacağız.
-Adam kayırmalara, liyakatsız atamalara alışmayacağız.
-Yargının siyasetin sopası haline getirilmesini sessizce izlemeyeceğiz.
Hukuku savunmak, bugün sadece bir mesleki etik veya siyasi tavır değil; bir haysiyet meselesidir..
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu gerçeğini unutturmaya çalışanlara inat, ‘haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytan’ olmayacagiz . Elimizde kalan en güçlü dayanağız olan gerçeği, yalnız gerçeği söylemekte inat edeceğiz.
Mücadele sürüyor ve bu kantar, adaleti yeniden tartana dek de sürecek.
Yazar
Mustafa Cinkılıç
Avukat