Köşe Yazısı

"HAİN KEMAL"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel merkezi önünde toplanan kitlenin dakikalarca “Hain Kemal” sloganı attıklarını ben de çoğunuz gibi televizyon ekranlarından izledim. ”Halkın umudu Kılıçdaroğlu”ndan “Hain Kemal”e nasıl gelindi? Kılıçdaroğlu üzgünmüş… Bende insanların öfkesini anlamakla birlikte, Kılıçdaroğlu adına üzüldüm.

Mustafa Cinkılıç 728 okunma
"HAİN KEMAL"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel merkezi önünde toplanan kitlenin dakikalarca “Hain Kemal” sloganı attıklarını ben de çoğunuz gibi televizyon ekranlarından izledim.

”Halkın umudu Kılıçdaroğlu”ndan “Hain Kemal”e nasıl gelindi?

Kılıçdaroğlu üzgünmüş…

Bende insanların öfkesini anlamakla birlikte, Kılıçdaroğlu adına üzüldüm.

Maksim Gorki, Ana adlı romanında kahramanı Pavel’in ağzından  "Onların bize yaptıklarına, düşmanlıklarına kızmıyorum. Beni asıl üzen, bir insanın bu kadar alçalabilmesi, kendini bu kadar ucuza satabilmesi. İnsan denen varlığın bu kadar küçülmesi içimi acıtıyor."

Duygusal olarak tepkimiz farklı olsa da siyasette bazı anlar vardır ki; İnsanların ne söylediğinden çok, o kritik anda ne yaptığına bakılır. Çünkü tarih çoğu zaman sözleri değil, kriz anındaki tutumları kaydeder ve insanın değerini ona göre belirler.

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan tam da böyle bir tarihi kırılmadır.

Siyasette insanlar öfkeyle slogan atabilir.

Ama asıl önemli olan şu sorudur:

Bir insana “hain” denmesine “ işbirlikçi “ demesine yol açan şey nedir?

Çünkü “hain” sözü, “ işbirlikçi “ sözü sıradan birer siyasi eleştiri değildir.

Hain; sadece hata yapan kişi değildir.

Yanlış strateji kuran da değildir.

Kaybeden hiç değildir.

Hain; bağlı olduğu yapının, kendisine güvenen insanların, birlikte mücadele ettiği kadroların savunma imkanlarını içeriden zayıflatan kişidir.

İş birlikçi ise doğrudan saldırıyı yapan olmayabilir; ama saldırının önünü açan, sonuçlarını kolaylaştıran, direnci kıran kişidir.

Şimdi yaşanan tabloya birlikte bakalım.

Ortada CHP’nin kurumsal yapısını doğrudan hedef alan bir “butlan” kararı var.

Üstelik yalnızca karar değil, tedbir kararı da verilmiş durumda. Yani mesele teorik bir hukuk tartışması olmaktan çıkmış; parti yönetimini fiilen değiştiren bir sürece dönüşmüş durumda.

Böyle bir durumda normal olan nedir?

Partinin bütün hukuk gücüyle karara direnmesi çünkü kararda davalı gösterilen Cumhuriyet Halk Partisi tüzel kişiliği..

Davayı kaybeden her davalı gibi Cumhuriyet Halk Partisi’nin de yapması gereken , İtiraz yollarının sonuna kadar kullanmak…

YSK dahil her hukuki mekanizmanın işletilmek…

Peki neler yaşandı ?

2013’ten bu yana CHP’yi savunan, önemli kısmı Kemal Kılıçdaroğlu döneminde görev yapan avukatlar, karara karşı itiraz ettikleri için Kılıçdaroğlu tarafından azledildi. Parti aleyhine verilen karara karşı itiraz hakkı fiilen işletilmez oldu.

Burada artık mesele “farklı hukuki görüş” olmaktan çıkıyor.

Çünkü azledilen avukatlar. partiyle kavgalı insanlar değil; tam tersine yıllardır partinin hukukunu savunan kişiler.

Daha da çarpıcısı…

CHP’nin Yüksek Seçim Kurulu’na yaptığı başvuruların önünü kesmek amacıyla, yaklaşık 20 yıldır parti adına YSK’da görev yapan temsilcinin Kılıçdaroğlu tarafından yetkisiz bırakıldığını öğreniyoruz. Bu nedenle YSK ya yapılan itiraz yetkisiz kişi tarafından yapıldığı için esası  görüşülmeden reddediliyor.

Şimdi insanlar doğal olarak şunu soruyor:

Karara karşı mücadele mi engelleniyor?

Çünkü bir siyasi hareketin refleksi, kendisini ortadan kaldırabilecek bir müdahaleye karşı savunma üretmektir.

Buradaysa tam tersine bir tablo var.

Karara itiraz eden avukatlar azlediliyor.

YSK hattı kapatılıyor.

Hukuki mücadele etkisiz hale getiriliyor.

Partinin savunma refleksi içeriden felç ediliyor.

Üstelik bütün bunlar, mahkemenin verdiği tedbir kararıyla “hukuken yetkili” hale gelen Kılıçdaroğlu eliyle yapılıyor.

Pazar sabahına 07:00 da bir grup Kılıçdaroğlu taraftarının partiye girme çabası ve Kılıçdaroğlu’nun yeni avukatının emniyete verdiği bir dilekçe üzerine emniyet güçlerinin CHP Genel  Merkezini abluka altına aldığı haberlerleriyle uyandık.

Halbuki taraflar arasında saat 12:00’de bu kırılgan sürecin nasıl partiye zarar vermeden aşılacağına ilişkin görüşme yapılması kararlaştırılmışken, o saat beklenmeksizin Emniyetin Cumhuriyet Halk Partisi Genel merkezine yönelmesi için Kılıçdaroğlu avukatı tarafından talepte bulunuluyor.

İşte insanların öfkesi tam burada büyüyor. Ve “Demek ki,  Kılıçdaroğlu baştan itibaren Siyaseti yargı yoluyla dizayn etmek isteyen iktidarla işbirliği halinde bunları yapıyor” diye düşünüyorlar.

Çünkü siyasal tarihte bazı insanlar saldıran kişi olmazlar…

Ama saldırıya karşı direnci kıran kişi olarak anılır.

Bazen insanlar karşı taraf adına konuşmazlar…

Ama karşı tarafın işini kolaylaştırırlar.

Bazen doğrudan mücadele etmezler…

Ama mücadele edenleri sustururlar.

Bazen kapıyı dışarıdan açmazlar…

Ama içeriden kilidi çözerler.

Ve topluluklar, özellikle büyük kırılma anlarında, buna çok sert tepki verir.

Bugün CHP tabanında yükselen öfkenin nedeni yalnızca mahkeme kararı değildir.

Asıl kırılma, o karara karşı direnmesi beklenenlerin tavrıdır.

Şimdi herkes aynı soruyu soruyor:

Karara karşı çıkan avukatları tasfiye etmek…

YSK başvurularının önünü kesmek…

Partinin hukuki direnç noktalarını dağıtmak…

Emniyet güçlerinin partiye yönelmesinin önünü açmak…

Bunlar siyasi hata mı?

“İşbirlikçilik” mi?

Yoksa insanların meydanlarda bağırdığı gibi “hainlik” mi?

Kararı siz verin.

Yazar

Mustafa Cinkılıç

Avukat

Diğer Köşe Yazıları

26 Mayıs 2026

“DÜŞKÜN KEMAL”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme eliyle verilen ve vicdanları yaralayan o butlan kararı sonrasında, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı koltuğuna polis barikatlarının gölgesinde yeniden oturması, bu ülkenin siyasi hafızasında derin bir yara açtı.

19 Mayıs 2026

DELİRDİK Mİ, YOKSA ÇÜRÜYOR MUYUZ?

Daha hafızalarımızdan geçen ay Kahramanmaraş’ta bir gencin okulu basıp 11 insanımızı katlettiği, ardından engellenmek istenirken öldürüldüğü o kara gün silinmemişken, dün yanı başımızdan, Mersin/Tarsus’tan gelen acı haberle bir kez daha sarsıldık.