Köşe Yazısı

GEÇİCİ YETKİYLE KALICI TASFİYE MÜMKÜN MÜ?

CHP’de kurultayın butlanına ilişkin yerel mahkeme kararı, siyasetin gölgesinde yürüyen bir hukuk tartışmasını ülkenin gündemine taşıdı.

Mustafa Cinkılıç 306 okunma
GEÇİCİ YETKİYLE KALICI TASFİYE MÜMKÜN MÜ?

Bir yanda kurultayda seçilmiş, mazbatalarını almış ve görev yapan organlar; diğer yanda ise mahkeme kararına dayanarak “tedbiren” yönetime getirilen bir yapı var.

CHP ile yatıp , CHP ile kalkıyoruz. İktidarın tam da istediği buydu, sanırım.

Ekonomi konuşulmasın, yoksulluk ve geçim sıkıntısı konuşulmasın, son yerel seçimlerde kendisini yenmiş ve yapılan anketlerin neredeyse dörtte üçünde iktidarı değiştirebilecek güce ulaşmış bir parti yıpransın.

 Atanmış yönetim,  bazı Parti Meclisi üyeleri, milletvekilleri ve MYK üyeleri hakkında kesin ihraç istemiyle disiplin süreçleri başlattı.

 Burada sorulması gereken basit ama hayati soru şudur;

Tedbiren verilen bir yetki, seçilmiş organları tasfiye edecek kadar geniş kullanılabilir mi?

 Hukuk devleti, özellikle geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilecek işlemlerde “ölçülülük” kriterini uygular . Yani yapılan işle verilen yetki arasında bir denge bir ölçü var mı? diye sorar.

 Tedbir kararları, davayı sonuçlandırmak için değil, dava sonuçlanıncaya kadar düzeni korumak için vardır.

Yani tedbir, koruma aracıdır; yeni bir düzen kurma yetkisi değildir. Mahkeme kararı ile atanan heyet ; acil , hayati, yapılmazsa parti için büyük zararlar doğuracak işlemleri yapmak için yetkilidir.

 Bu çerçevede seçilmiş milletvekillerinin, Parti Meclisi üyelerinin veya MYK üyelerinin tedbirli olarak, kesin ihraç istemiyle disipline sevk edilmesi, tedbir kurumunun doğasıyla açık bir çelişki içindedir.

 CHP Tüzüğünün 63. madde disiplin soruşturması açma yetkisini Parti Meclisi’ne verirken, 70. madde milletvekillerini YDK’ya sevk yetkisini MYK’ya tanıyor.

“Soruşturmayı açma “ yetkisi başka , “ disipline sevk etme “ yetkisi başkadır. Bu kararla birlikte bir bakıma atanmış MYK henüz disiplin soruşturması bile açılmamış milletvekilleri hakkında “ disipline sevk”kararı veriyor.

 Bu kararı verenler “disipline sevk etme yetkimiz varsa, soruşturma açma yetkimiz de zaten vardır” diye düşünüyorlarsa ve büyük bir yanılgı içerisindedirler.

Bu iki yetkiyi tek elde birleştiren bir yorum, 63. maddeyi işlevsiz bırakır. Oysa , hukukta hiçbir düzenleme “boşa yazılmış” kabul edilmez. Maddeler yorumlanırken bütünden bağımsız değil bütünle birlikte yorumlanır.

 YSK’nın bu süreçte “benim görev alanım değil” diyerek kenarda durması da tabloyu daha karmaşık hale getirdi. Butlan kararı veren mahkemenin “ gereğini yap “ diye yolladığı yazıyı iade etti ve mazbataları iptal etmedi, ama amiyane tabirle “ siyasi partiler ve seçim süreçleri benim alanımdır bu alana giremezsin” diyerek,  açık bir yetki çatışmasına da girmedi. Bu tutum siyasal belirsizliği daha da artırdı. Bu belirsizlik de son tahlilde iktidarın işine yarıyor.

 Sonuçta mesele, “kim haklı, kim haksız” tartışması değildir.

Asıl mesele şudur:

Kesinleşmemiş bir yargı süreci devam ederken, geçici yetkiler kalıcı tasfiyelere yaratıyor.

 Eğer tedbir, koruma aracı olmaktan çıkıp fiili sonuç yaratmaya başlarsa, hukuk devletinin en temel dengesi bozulur. Yargıtay son sözü söylediğinde her şey daha netleşecektir; ancak o güne kadar sorulması gereken soru açıktır:

 Tedbir, mevcut düzeni korumak için mi vardır; yoksa henüz kesinleşmemiş bir uyuşmazlıkta yeni bir siyasi düzen kurmak için mi?

 Bu soru yalnızca CHP’nin değil, hukuk devletinin geleceğinin sorusudur.

Bu nedenle mesele, bir yönüyle parti meselesi değil; asıl yönüyle memleket meselesidir.

Yazar

Mustafa Cinkılıç

Avukat

Diğer Köşe Yazıları

08 Haziran 2026

LİYAKAT MESELESİ

Hepiniz her gün görüyor, duyuyor ve hissediyorsunuzdur. Ülkeyi gri bir fon kaplamış; liyakatsizlik.

29 Mayıs 2026

KILIÇDAROĞLU “APTAL” MI?

Bir insanı eleştirmek kolaydır. Hele siyasette… Ama bazen mesele bir kişiyi eleştirmekten çıkar, anlamaya çalışmaya dönüşür.

26 Mayıs 2026

“DÜŞKÜN KEMAL”

Kemal Kılıçdaroğlu’nun mahkeme eliyle verilen ve vicdanları yaralayan o butlan kararı sonrasında, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığı koltuğuna polis barikatlarının gölgesinde yeniden oturması, bu ülkenin siyasi hafızasında derin bir yara açtı.

24 Mayıs 2026

"HAİN KEMAL"

Cumhuriyet Halk Partisi Genel merkezi önünde toplanan kitlenin dakikalarca “Hain Kemal” sloganı attıklarını ben de çoğunuz gibi televizyon ekranlarından izledim. ”Halkın umudu Kılıçdaroğlu”ndan “Hain Kemal”e nasıl gelindi? Kılıçdaroğlu üzgünmüş… Bende insanların öfkesini anlamakla birlikte, Kılıçdaroğlu adına üzüldüm.