EN BÜYÜK 20 YANGIN NE ANLATIYOR?
Bugün orman yangınlarıyla mücadelede kullanılan arazöz, hava aracı, iş makineleri ve gözetleme sistemleri, eskiye göre hem sayıca hem de teknoloji olarak çok daha ileri durumda. Müdahale süreleri kısalmış, yangının ilk tespiti çok daha hızlı yapılabilir hale gelmiş durumda Peki o zaman şu sorunun etrafından dolaşmayı bırakalım: Her şey bu kadar gelişmişken yangınlar neden daha büyüyor?
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çıkan orman yangınlarına, yanan alan büyüklüğüne göre baktığımızda ortaya sadece dikkat çekici değil, aynı zamanda rahatsız edici bir tablo çıkıyor. İlk 20’ye giren yangınlardan ilki 1979’da, ikincisi 1996’da, üçüncüsü ise 2008 yılında gerçekleşmiş. Geriye kalan 16 büyük yangın ise 2017–2023 yılları arasında yaşanmış. Daha da çarpıcısı, 2021 yılında tek başına 11 yangının bu listeye girmiş olması.
Bu tabloyu görüp de hâlâ aynı şeyleri söylemeye devam etmek, artık bir değerlendirme değil, görmezden gelmektir.
Elbette dünyada yaşanan iklim değişikliği, artan sıcaklık, düşen nem ve şiddetli rüzgârların yangınlar üzerindeki etkisi inkâr edilemez. Ancak meseleyi sadece buna bağlamak, sorumluluktan kaçmanın en kolay yoludur.
Çünkü ortada cevabı verilmesi gereken açık bir soru var.
Bugün orman yangınlarıyla mücadelede kullanılan arazöz, hava aracı, iş makineleri ve gözetleme sistemleri, eskiye göre hem sayıca hem de teknoloji olarak çok daha ileri durumda. Müdahale süreleri kısalmış, yangının ilk tespiti çok daha hızlı yapılabilir hale gelmiş. Nitekim yeni başlayan bir yangına ilk müdahale süresinin ortalama 10 dakikalara kadar düştüğü ifade ediliyor.
Peki o zaman şu sorunun etrafından dolaşmayı bırakalım: Her şey bu kadar gelişmişken yangınlar neden daha büyüyor?
Eğer mesele sadece hava araçları olsaydı, arazözlerin dahi yok denecek kadar az olduğu dönemlerde bu yangınların büyümemiş olmasını nasıl açıklayacağız?
Gerçek şu ki; sorun araç değil, sistemdir.
Yangına erken ulaşmak ve büyümeden müdahale etmek her zaman en kritik unsur olmuştur. Araçlar hızlanmış olabilir ama yangını söndüren hâlâ insandır. Ve tam da burada ciddi bir kırılma yaşanmaktadır.
Yangın işçileri…
Teknoloji artarken sahadaki insan gücü azalmıştır. Bir zamanlar bir arazözde 6 kişi görev yaparken, bugün bu sayı çoğu yerde 2–3 kişiye düşmüştür. Yer ekipleri ise neredeyse hiç kalmamıştır.
Bu sadece bir sayı meselesi değildir. Bu, müdahale gücünün yarıya düşmesi demektir.
Eskiden yangın işçileri o bölgenin insanıydı. Ormanı tanırdı, yolu bilirdi, rüzgârı hissederdi. Bugün sahaya çıkanların önemli bir kısmı bu tecrübeye sahip değildir. Ormanı tanımayan bir insanın yangınla mücadelesi, en baştan eksiktir.
Hava araçları…
Kamuoyunun en çok tartıştığı konu. Ama en çok da yanlış anlaşılan.
Açık söyleyelim:
Hava araçları yangını söndürmez.
Sadece yavaşlatır. Alevi bastırır. Zaman kazandırır. Yangını bitiren yer ekibidir. Eğer yerde yeterli güç yoksa, gökten atılan su sadece geçici bir etkidir.
Ama ne yazık ki sahada dahi “uçak gelsin söndürsün” anlayışı yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu, yangınla mücadelede en tehlikeli zihniyet değişimlerinden biridir.
Mükelleflik sistemi…
2018 yılına kadar orman köylüsü yangının doğal bir parçasıydı. Yangın çıktığında oradaydı. Yolu biliyordu, araziyi tanıyordu, refleksi vardı.
Bu sistem kaldırıldı.
Yerine gönüllülük getirildi. Ancak gönüllülük ile yetişmiş bir kişi ile o ormanda büyümüş bir insanın sahadaki karşılığı aynı değildir.
Bu değişimle birlikte yangına ilk ulaşan yerel güç ortadan kaldırılmıştır.
Keçi popülasyonu…
Bu konu çoğu zaman görmezden geliniyor ama sahadaki etkisi son derece nettir.
Eskiden yangınların büyük bölümü örtü yangınıydı. Yani düşük şiddetli, kontrol edilebilir yangınlardı.
Bugün ise orman altı dolu. Çalı, pür, kuru örtü… Yani yanıcı madde yükü ciddi şekilde artmış durumda.
Bunun en önemli nedenlerinden biri, orman içindeki keçi varlığının azalmasıdır. Keçi çalıyı temizlerdi. Şimdi çalı yangını büyütüyor.
Elbette keçi genç fidanları da yemekte zarar vermektedir. Ancak belirli büyüklüğe gelmiş ormanda ağaçlara değil altındaki çalılar ile beslenir ve başlayan bir yangında yangının büyümesini ve hızlanmasını sağlayan ara tabakayı yok eder.
Sonuç?
Yangın yerden tepeye çıkıyor.
Ağaçtan ağaca atlıyor.
Kontrol zorlaşıyor.
Rotasyon sistemi…
2013 yılında başlayan uygulama kağıt üzerinde mantıklı olabilir. Ama sahada sonuç farklıdır.
Yangını bilen, yangını yaşamış personel yer değiştiriyor. Yerine gelen kişi teorik olarak donanımlı olabilir ama yangın tecrübesi kitapla kazanılmaz.
Yangına hassas bölgelerde tecrübenin kesintiye uğraması, müdahale kalitesini doğrudan düşürmektedir.
Sonuç olarak;
Ortada tek bir sebep yoktur.
Ama ortada açık bir gerçek vardır:
Bu tablo tesadüf değildir.
İklim etkiler. Ama tek başına açıklamaz.
Araçlar önemlidir. Ama tek başına yetmez.
Asıl mesele; insan, sistem ve doğa dengesinin birlikte bozulmuş olmasıdır.
Eğer gerçekten çözüm isteniyorsa;
Sahadaki insan gücü artırılacak,
Yerel bilgi yeniden sisteme dahil edilecek,
Orman altı yanıcı yük kontrol altına alınacak,
Tecrübe korunacak.
Bunlar yapılmazsa…
Daha çok konuşuruz.
Daha çok tartışırız.
Ama en önemlisi;
daha çok yanarız.
Yazar
Vefa Tetik
Emekli Orman Mühendisi