ADALET BİR GÜN HERKESE LAZIM: ZEYDAN KARALAR NEDEN HALA GÖREVİNE DÖNDÜRÜLMÜYOR?
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, kamuoyunda geniş yankı bulan bir suç örgütü dosyası kapsamında; "Rüşvet Almak" ve "İcbar Suretiyle İrtikap" gibi ağır iddialarla karşı karşıya bırakıldı.
Bu süreçte önce tutuklanan, ardından yedi ay sonra tahliye edilen Karalar, o günden bu yana hukuk literatürüne "geçici" olarak giren ama fiilen "kalıcı" hale dönüştürülen bir uzaklaştırma kıskacında tutuluyor.
İçişleri Bakanlığı’nın görevden uzaklaştırma kararlarının gerekçesine baktığımızda, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddesinin bir kalkan olarak kullanıldığını görüyoruz. Ancak hukuk, sadece maddeleri okumak değil, o maddelerin ruhunu ve mahkeme kararlarının sonucunu doğru yorumlamaktır.
Davası hala devam ediyor olsa da, toplanan delillere göre Zeydan Karalar‘ın tahliye edildiği bir gerçek. Tahliye Kararı özünde, tedbir alınması gereken "Risk Bitti" demektir.
Hukuk sistemimizde tutuklama; delilleri karartma veya kaçma şüphesi olduğunda başvurulan en ağır tedbirdir. Zeydan Karalar hakkında verilen “tahliye kararı” mahkemenin şu tespiti yaptığı anlamına gelir: “Sanığın delilleri karartma ihtimali yoktur, kaçma şüphesi bulunmamaktadır."
Hal böyleyken, Bakanlığın "soruşturmanın güvenliği" veya "suçun niteliği" gibi gerekçelerle uzaklaştırma tedbirini her iki ayda bir otomatiğe bağlayarak uzatması, hukuki bir zorunluluktan ziyade siyasi bir tercihe dönüşmüştür.
Her ne kadar hukuksuzluğu hukuk haline getirmiş siyasi iktidar mahkeme kararlarına uymasa da biz yine idarenin her türlü eyleminin denetlenebileceğini idari eylemleri denetleme görevinin de Danıştay‘da olduğunu vurgulayarak, Danıştay benzer konularda ne karar vermiş diye bakmak durumundayız.
Danıştay’a göre; İçişleri Bakanlığı’nın bu yetkisi sınırsız bir takdir yetkisi değildir.
Bir belediye başkanının görevden uzak tutulabilmesi için: “Görevde kalmasının, kamu hizmetinin esenliği ve kovuşturmanın güvenliği açısından ciddi sakıncalar doğuracağının saptanması." gerekir.
Oysa karşımızdaki tabloda üç temel gerçek durmaktadır:
1. Zeydan Karalar, iddia edilen suçların işlendiği belediyenin başkanı değildir.
2. Delillere hukuken ve fiilen müdahale etme hak ve yetkisi yoktur ve olayın üzerinden yıllar geçmiş, deliller toplanmış ve iddianame kabul edilmiştir.
3. Mahkeme, delilleri karartma ihtimali görmediği için tahliye kararı vermiştir.
Bu şartlar altında; karartılacak bir delil, güvenliği tehlikeye atacak bir makam gücü kalmadığı ortadayken, Zeydan Karalar’ın hala göreve iade edilmemesinin tek bir adı vardır: “Milli iradenin askıya alınması.”
Zeydan Karalar ile aynı dünya görüşüne sahip olmayabilirsiniz. Uygulamalarını en sert dille eleştirebilirsiniz. Ancak bir belediye başkanının, hukuk eliyle "süresiz bir belirsizliğe" mahkum edilmesi, sadece şahsına değil, ona oy veren yüz binlerce Adanalının iradesine de yapılmış bir haksızlıktır.
Bugün Bakanlık makamınca onaylanan o "uzaklaştırma devam" yazıları, sadece bir idari işlem değil; hukukun temel ilkelerinin aşındırılmasının bir vesikasıdır.
Sivil toplum kuruluşları, diğer siyasi partiler ve her şeyden önce vicdan sahibi vatandaşlar bu hukuksuzluğa karşı ses yükseltmelidir.
37 yıllık bir hukukçu olarak hatırlatmak isterim: “Adalet bir gün herkese lazım olur." Bugün başkasına uygulanan bu "organize kötülük" ve "hukuk dışı direnç", yarın sizin için de bir norm haline gelebilir. Hukuksuzluk hukuk olur .
Adalet yerini bulmalı ve Zeydan Karalar derhal seçilmiş olduğu görevine iade edilmelidir.
Çünkü “Soruşturmanın güvendiği”, , “suçun niteliği” değerlendirmesi idari bir tasarruf değil yargılama makamlarının vereceği bir karardır. Yargılama makamı da tahliye kararı ile; soruşturmanın güvenliğini tehlikeye düşürecek bir durum yok, suçun niteliği de tutuklu kalmasını gerektirmiyor” diyerek kararını vermiştir.
İdareler, maddi gerçeği araştırmakla görevli ceza mahkemesinin verdiği “tahliye kararını” yok sayma lüksüne sahip değildir.
Yazar
Mustafa Cinkılıç
Avukat