Umut Dört Duvar Arasında Yeniden Filizlenir. - Hayatın en sarp yokuşunda, sessizliğin ortasında paylaşılan insanlık.
Hayat bazen bizi en ummadığımız virajlarda, en sarp yokuşlarda sınar. Kimi zaman yarınlar için planlar kurarken, ardımızda bıraktığımız koşturmacalar hastane odasının o soluk, beyaz ışığı altında birdenbire durur. Dört duvar arasına sıkışan kısıtlı bir zaman, dışarıda akmaya devam eden ama bizim için sanki durmuş gibi gelen bir dünya...
İşte o odada, en sessiz çığlıklar yankılanır ve umut, en umulmadık yerde, en zayıf anlarımızda yeniden filizlenmeye başlar.
Kanser teşhisi, sadece bedensel bir sarsıntı değil; ruhun, ailenin ve sevdiklerin kalbine düşen ağır bir rüzgardır. Bu fırtınalı rüzgar karşısında gösterilecek en büyük yanlış, hastaya acımalı gözlerle bakmaktır. Çünkü acımak, mesafeyi açar; omuz vermek ise kalpleri birleştirir. Kanser hastasına acınmaz, omuz olunur, yükü hafifletilir. O omuz, hastanın sadece fiziksel yorgunluğunu değil, zihnini kemiren korkuları da taşımaya aday olunan en güvenli limandır.
"Kanser hastasına nasihat verilmez, kanser hastası dinlenilir. Kanser hastasına güçlü ol denmez, kanser hastasının yükü paylaşılır."
Bu zorlu yolda yapılan hataların başında, iyi niyetle söylenen ama ruhu yoran nasihatler gelir. Sürekli akıl vermek, "şöyle yapmalısın, böyle düşünmelisin" demek, o süreçten geçen insan için yalnızca birer gürültüdür. Onun ihtiyacı olan şey bir rehber değil, kelimelerini yargılamadan dinleyecek bir yoldaştır. Çünkü en büyük şifa, anlaşıldığını, duyulduğunu ve yalnız olmadığını hissetmektir.
Dışarıdan ne kadar masum görünürse görününsün, "Güçlü olmalısın" telkini hasta için bazen taşınması imkansız bir prangaya dönüşür. İnsanın zayıf düşmeye, yorulmaya, korkmaya ve hatta ağlamaya da hakkı vardır. Güçlü görünmek zorunda hissetmek, ruhun sırtındaki yükü iki katına çıkarır. Asıl maharet, o yükü ondan beklemek değil, o yükü birlikte sırtlanmaktır.
Gerçek şu ki; bazen insanı hayata bağlayan şey ne büyük tıbbi açıklamalar, ne bitmek bilmeyen teselliler ne de süslü cümlelerdir. İnsanı hayata bağlayan en güçlü bağ, gözlerinizi baktığı yerde hissettiğiniz o sessiz ve derin güvendir: Ben buradayım, yanındayım.
Umut, inancın bittiği yerde değil, bir başka kalbin omuz vermesiyle yeniden yeşerir. Yeter ki el ele vermeyi, gerçekten duymayı ve o ağır yükü birlikte taşımayı bilelim.
Yazar
Feride Demir ( UMUT PENCERESİ )
Teknik Eğitim Fakültesi Teknik Öğretmen AB Proje Koordinatörü - Kosgeb Girişimcilik Eğitimcisi