ŞARKIYI PATLATAN ONLAR, AMA ...
Ham bir fikri alıp ete kemiğe büründüren, şarkıya karakterini veren asıl mimarlar onlar. Ama dürüst olalım...
ŞARKIYI PATLATAN ONLAR, AMA ...
Geçen gün evde yeni şarkı çalışmak için bir parça dinlerken yine aynı şeyi düşündüm: Bir şarkı duyuyoruz, nakaratı dilimize dolanıyor, ritmiyle gaza geliyoruz. Peki o şarkıyı kafamızda günlerce döndüren o muazzam sound’u, insanı yakalayan o enstrüman dokunuşlarını kim yapıyor?
Tabii ki aranjörler.
Ham bir fikri alıp ete kemiğe büründüren, şarkıya karakterini veren asıl mimarlar onlar. Ama dürüst olalım; bizim ülkede aranjör olmak, biraz da sahnenin arkasında unutulmayı kabul etmek demek.
Aranjörlerin doğrudan kendilerine ait bir meslek birliği yok. Bu yüzden teliflerini MESAM gibi meslek birlikleri üzerinden almaya çalışıyorlar. Ancak çoğu zaman eser sahibinin imzası olmadan telif alamıyorlar. Eskiden yapımcı ya da aranjörün bildirimi yeterliyken bugün iş, besteci ve söz yazarına ulaşmaya kadar uzanıyor. Biri Almanya’da, diğeri Fransa’da yaşıyorsa aranjörün hakkını alması neredeyse ayrı bir mücadeleye dönüşüyor. Bu konuda bazı adımlar atılmış olsa da sorun hâlâ tam olarak çözülmüş değil.
Bir şarkı patlıyor, milyonlarca kez dinleniyor, kulüplerde çalıyor… Aranjör ise çoğu zaman işin başında aldığı tek seferlik ücretle kalıyor. Oysa o şarkıyı “o şarkı” yapan sound’un altında onun emeği var.
Bir diğer sorun da müzik yönetmeni ile aranjör arasındaki görev ve unvan karmaşası. Aranjeyi yapan kişi aranjör olduğu hâlde, bazen işin sahibi başka biriymiş gibi gösterilebiliyor. Hatta aranjörlük yapmayan kişilerin bu unvanı kullanarak telif alması, gerçek emeğin görünmez olmasına neden oluyor. Aranjörlerin bir kısmı da bir daha iş alamama korkusuyla sesini çıkaramıyor.
Üstelik aranjörden sadece düzenleme yapması değil; enstrüman çalması, kayıtla ilgilenmesi, teknik işleri yürütmesi, hatta bazen miks gibi başka işleri de üstlenmesi bekleniyor. Bir de dijital dünyanın “çabuk üret, çabuk tüket” baskısı ekleniyor.
Peki çözüm ne?
Önce kimin ne yaptığını doğru tanımlamak. Aranjörün adı, emeği ve telif hakkı açıkça korunmalı. Müzik yönetmeniyle aranjörün yaptığı iş ayrılmalı, ortak bir çalışma varsa hak da emeğe göre adil paylaşılmalı.
Çünkü müzik bir kişinin yaptığı bir iş değildir.
Ve unutmayalım: Bir şarkının ruhunu görünmez yaparsanız, geriye sadece ses kalır.
"Konuyla alakalı; Kıymetli dostum Aranjör Ayhan Ak ile istişarem ve araştırmalarım sonucu yazdığım bir yazıdır."