Açlık değil Adalet istiyorlar
"Bir insan neden kendi bedenini açlığa yatırır?" "Bugün maden işçileri aç değil; aç bırakılmış durumda."
Bir insan neden kendi bedenini açlığa yatırır?
Bu sorunun cevabı, Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen maden işçilerinin hikâyesinde saklı. Açlık grevi bir tercih değildir. Bir yaşam biçimi hiç değildir. Aksine, insanın elinde kalan son çaredir. Konuştuğu halde duyulmayanın, çalıştığı halde karşılığını alamayanın, hakkını aradığı halde kapıların yüzüne kapandığını görenin çaresiz çığlığıdır.
Bugün maden işçileri aç değil; aç bırakılmış durumda.
Aylarca maaşlarını alamayan, alın terinin karşılığını göremeyen bu insanlar, aslında sadece bir şeyi talep ediyor: Hak ettiklerini. Ne fazlası ne eksiği. Ama ne yazık ki bu ülkede bazen en temel haklar bile uzun yürüyüşler, direnişler ve bedellerle alınabiliyor.
Düşünün… Yerin metrelerce altında, karanlıkta, ölümle burun buruna çalışıyorsunuz. Her gün eve dönmenin bir şans olduğunu bilerek yaşıyorsunuz. Ama o emeğin karşılığı size ödenmiyor. Üstelik sesinizi duyurmak için çıktığınız yolda da engellerle karşılaşıyorsunuz.
İşte bu noktada mesele sadece maaş değil, onur meselesidir.
Açlık grevi, işçilerin sisteme attığı en sert imzadır: “Biz buradayız ve görmezden gelemezsiniz.” Bu bir isyan değil; bu bir var olma mücadelesidir. Çünkü insan, emeği yok sayıldığında yalnızca yoksullaşmaz, aynı zamanda değersizleştirilir.
Toplum olarak kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bir ülkede insanlar haklarını alabilmek için aç kalmak zorunda mı?
Eğer cevabımız “hayır” ise, o zaman bu tabloyu normalleştiremeyiz. İşçilerin sesi sadece onların değil, adalet duygusunu yitirmemiş herkesin sesi olmalıdır.
Unutulmamalı ki; bugün maden işçisinin yaşadığı haksızlık, yarın başka bir meslek grubunun gerçeği olabilir. Adalet bir gün herkese lazım olur.
Ve bugün o adalet, açlık grevindeki işçilerin yanında durmayı gerektiriyor.
Çünkü onlar aslında açlık değil, hak, hukuk ve insanlık onuru istiyor.
HAK VERİLDİ , ADALET SAĞLANDI .