Köşe Yazısı

Yüreğir’de 19 Oy, Üsküdar’da Yenilenen Seçim: Hukuk Sandığın Yerine Geçebilir mi?

31 Mart 2024’te seçmen sandığa gitti ve belediye başkanların seçti. Adana Yüreğir’de ve İstanbul Üsküdar’da uzun süredir AKP’de olan belediye başkanlıkları CHP’ye geçti.

Mustafa Cinkılıç 237 okunma
Yüreğir’de 19 Oy, Üsküdar’da Yenilenen Seçim: Hukuk Sandığın Yerine Geçebilir mi?

Yüreğir ile başlayalım .Yüreğir Belediye Meclisi’nde CHP 21, AK Parti ve MHP toplam 16 üyeyle temsil ediliyor.

 Bugün geldiğimiz noktada ise seçmenin ortaya koyduğu bu siyasi tablo, belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılması, başkan vekilliği seçimleri ve ardından yargı kararları ile yeniden şekilleniyor.

 Asıl tartışılması gerekenler de burada başlıyor.

 Yüreğir Belediyesi’nde Ali Demirçalı’nın görevden uzaklaştırılmasının ardından yapılan ilk başkan vekilliği seçiminde CHP’nin adayı Cafer Boyraz 21 oyla seçildi. AK Parti adayı Tarık Özünal 15 oy aldı. AK Parti’nin itirazı üzerine seçim yargıya taşındı ve üçüncü turdan itibaren yenilendi.

 31 Temmuz’daki ikinci seçimde bu kez Özünal 19, Boyraz 18 oy aldı. Dördüncü turda ise Boyraz 19, Özünal 17 oy aldı . Boyraz yeniden seçildi.

 Özünal üçüncü turda 19 oy alarak kendisinin seçildiğini iddia edip mahkemeye başvurdu ve mahkeme davasını kabul ederek başkan vekilliği görevinin AK Parti adayı Tarık Özünal’a verilmesine karar verdi.

 Peki 38 kişilik belediye meclisinde 19 oyla başkanvekili nasıl seçildi?

 Çünkü bütün mesele “üye tam sayısı” hesabında düğümleniyor.

 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 45. maddesine göre ilk iki turda üye tam sayısının üçte ikisi, üçüncü turda ise salt çoğunluğu aranıyor. Üçüncü turda salt çoğunluk sağlanamazsa dördüncü tura geçiliyor.

Eğer meclis üye tam sayısı 37 kabul edilirse üçüncü turda gerekli sayı 19’dur. Özünal’ın aldığı 19 oyla seçim tamamlanır.

 Ama 38 kabul edilirse üçüncü turda gerekli sayı 20’dir. 19 oy yetmez ve dördüncü tura geçilir.

 Burada gözden kaçırılmaması gereken çok önemli bir hüküm var.

 Belediye Meclisi Çalışma Yönetmeliği’nin 10. maddesi açıkça şöyle diyor:

 “Belediye başkanı, meclis üye tam sayısına dâhildir.”

 Aynı maddede toplantı ve karar yeter sayılarının hesabında kesirlerin tam sayıya yükseltileceği de belirtiliyor.

 Üstelik 5393 sayılı Kanun’un 47. maddesine göre görevden uzaklaştırma, kesin hükme kadar uygulanan geçici bir önlemdir.

O halde görevden uzaklaştırılmış belediye başkanının üye tam sayısından çıkarılarak 37 sayısının esas alınmasının hukuki gerekçesi nedir? Mahkeme bu sonuca nasıl varmıştır?

 İşte benim asıl itirazım burada.

 Bir oy farkının seçim sonucunu değiştirdiği bir durumda, açık yönetmelik hükmü karşısında 37 sayısını esas alan yorumun, gerekçesi ortaya konulmadan hukukla bağdaştırılması mümkün değildir.

 Hukuk, sonucu değiştirmek için eğilip bükülecek bir aparat değildir. Hukukta önce kural vardır, sonra sonuç.

 Fakat Yüreğir’de yalnızca mahkeme kararını konuşmak da yetmez.

 CHP’nin 21 meclis üyesi, AK Parti ve MHP’nin toplam 16 üyesi varken, üçüncü turda AK Parti adayının 19 oy alması, matematiksel olarak CHP grubundan en az üç kişinin AK Parti adayına oy verdiğini gösteriyor.

 Bu üç oy, sadece üç oy değildir.

 Kendi partisinin adayının karşısında, karşı siyasi grubun adayına oy vermek; hele bu oylar belediye yönetiminin siyasi dengesini değiştirecek bir sonuca yol açıyorsa, ciddi bir siyasi ve etik sorumluluk doğurur.

 CHP yönetimi bu tabloyu görmezden gelmemelidir. Kim oldukları belirlenebiliyorsa, bu üç meclis üyesi hakkında parti tüzüğü ve disiplin mekanizmaları işletilmelidir. İl başkanı bu noktayı işaret eden net  bir açıklama yaptı. Umarım gereğini de yapar.

 Çünkü siyaset yalnızca seçilmek değil, seçmenin verdiği görevin hakkını da vermektir.

 Peki bu yalnızca Yüreğir’e özgü bir gelişme mi?

Hayır. Daha önce bir çok belediyenin örneğini gördüğümüz gibi en son olarak da, Üsküdar’da yaşananlar bu soruyu daha da önemli hale getiriyor.

 Üsküdar Belediye Başkanı Sinem Dedetaş’ın görevden uzaklaştırılmasının ardından 5 Ağustos’ta yapılan başkan vekilliği seçiminde CHP’nin adayı Sibel Tan Çetinkaya 22 oyla seçildi. AK Parti’nin itirazı üzerine İstanbul 2. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi; Bölge İdare Mahkemesi de itirazı reddetti. Böylece seçim yenilenmek zorunda kaldı.

 Daha çarpıcı olan ise seçim arifesinde yaşananlar.

 Seçimde oy kullanacak belediye meclis üyelerinin gözaltına alınması ve hemen ardından dört CHP’li meclis üyesinin AK Parti’ye geçmesiyle Üsküdar’daki meclis aritmetiği bir ay içinde 27 CHP – 17 Cumhur İttifakı dengesinden 23 CHP – 21 Cumhur İttifakı dengesine geldi.

 Ne tesadüf ki; İstanbul Cumhuriyet Savcılığı iki CHP meclis üyesini gözaltına aldı. Yine nasıl bir tesadüf ki , onların gözaltında olduğu tarihte de Valilik başkanvekili seçimi yapılması kararı aldı. Bu yönetim mi şimdi? Bu hukuk mu şimdi? Bu demokrasi mi şimdi?

 Bütün bunların hukuki gerekçeleri elbette ayrı ayrı incelenmelidir. Ancak demokrasi yalnızca işlemlerin tek tek hukuka uygunluğundan ibaret değildir. Zamanlama, sonuç ve ortaya çıkan siyasi tablo da hukuk devletinin meşruiyet sorunudur.

 Burada artık daha büyük bir soru karşımızda duruyor:

 Sandıkta kazanılamayan belediyeler, seçim sonrasında yargı ve idari süreçler aracılığıyla el değiştirebilir mi?

 Yargının görevi iktidar üretmek değildir.

 Yargının görevi, sandıktan çıkan sonucu değiştirmek hiç değildir.

 Yargının görevi, sandıkta ortaya çıkan iradenin hukuk içinde korunmasını sağlamaktır.

 Tocqueville’in demokrasiye ilişkin uyarısını hatırlamanın tam zamanıdır: Demokrasi yalnızca çoğunluğun yönetimi değildir; özgür iradenin ve siyasal hakların korunmasıdır.

 Çünkü bir gün sandık yerinde durur ama sandıktan çıkan irade yönetimde karşılığını bulamazsa, artık yalnızca bir belediyeyi değil, demokrasiye olan güveni kaybetmeye başlarız.

Yazar

Mustafa Cinkılıç

Avukat

Okur Görüşleri

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz gönderin.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Tüm yorumlar yayınlanmadan önce incelenir.

Yorumunuz yönetici onayından sonra görünür olacaktır.

Diğer Köşe Yazıları

20 Ağustos 2026

Hukuk Devletiysen “ Hukuk Devleti” Gibi Davran!

İktidara yakınlığı ile bilinen Rasim Ozan Kütahyalı’nın tutuklanmasıyla başlayıp kısa süre sonra tahliye edilmesiyle devam eden süreç, kişiden bağımsız olarak daha temel bir soruyu gündeme getiriyor: