Sivil toplum örgütlerinin amacı ve kurulma sebebi nedir ? Olmalı mıdır Olmamalı mıdır ?
Tarihsel olarak bakıldığında STK’ların doğuşu, devletin büyümesine paralel olarak toplumun kendi içinde örgütlenme ihtiyacından kaynaklanır.
Sivil toplum örgütlerinin amacı ve kurulma sebebi nedir ? Olmalı mıdır Olmamalı mıdır ?
Sivil toplum örgütleri (STK’lar), modern toplumların en çok tartışılan ama aynı zamanda en gerekli görülen yapılarından biridir. Bu kuruluşlar, devletin tek başına çözmekte zorlandığı sosyal, kültürel ve insani sorunlara çözüm üretmek amacıyla ortaya çıkmıştır. Temel fikir basittir: Vatandaşların bir araya gelerek gönüllü şekilde toplumsal sorunlara müdahil olması ve kamu yararına katkı sağlaması.
Tarihsel olarak bakıldığında STK’ların doğuşu, devletin büyümesine paralel olarak toplumun kendi içinde örgütlenme ihtiyacından kaynaklanır. Eğitim, sağlık, çevre, insan hakları, yardım faaliyetleri gibi alanlarda ortaya çıkan boşluklar, sivil inisiyatiflerle doldurulmaya çalışılmıştır. Bu yönüyle STK’lar, demokratik toplumların tamamlayıcı unsuru olarak kabul edilir.
Ancak asıl soru tam da burada ortaya çıkar: Sivil toplum örgütleri olmalı mıdır, olmamalı mıdır?
Bu soruya “olmamalıdır” demek, modern toplumların işleyişini inkâr etmek olur. Çünkü afetlerde ilk yardımı organize eden, sosyal adaletsizlikleri gündeme taşıyan ve kamuoyu baskısı oluşturan birçok yapı STK’lardır. Devlet mekanizmasının yavaş kaldığı ya da ulaşamadığı noktalarda sivil toplum, adeta bir denge unsuru görevi görür.
Öte yandan “olmalıdır” demek de tek başına yeterli değildir. Çünkü her STK, kuruluş amacına uygun hareket etmeyebilir. Zaman içinde bazı yapılar, şeffaflık sorunları yaşayabilir, finansal kaynaklar üzerinden tartışmalı ilişkiler geliştirebilir veya temsil iddialarını kaybedebilir. Bu durumda sivil toplum örgütleri, toplumsal fayda üretmek yerine yeni bir güç alanına dönüşme riski taşır.
Dolayısıyla mesele varlık ya da yokluk meselesi değildir. Asıl mesele, bu yapıların nasıl işlediğidir. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve gerçek toplumsal temsil, STK’ların meşruiyetini belirleyen temel kriterler olmalıdır. Aksi halde sivil toplum, “toplum” olmaktan çıkar ve sadece “örgütlü çıkar grupları” haline gelir.
Sonuç olarak sivil toplum örgütleri olmalıdır. Ancak kontrolsüz, kapalı ve denetimsiz yapılar olarak değil; toplumun gerçek ihtiyaçlarına cevap veren, hesap verebilen ve kamu yararını merkeze alan yapılar olarak var olmalıdır. Çünkü sağlıklı bir demokrasi, sadece devletle değil, sivil toplumla birlikte ayakta kalır. Gerçek sivil toplum, ancak hesap verebildiği ölçüde “sivil” kalabilir.