Sahnenin Unutulan Değeri: Saygı mı Kayboldu, Yoksa Ruh mu?
Bizim dönemimizde müzik camiasında görünmeyen ama herkes tarafından kabul edilen bir hiyerarşi vardı. Ustalarımız vardı…
Sahnenin Unutulan Değeri: Saygı mı Kayboldu, Yoksa Ruh mu?
Yıllarını müziğe adamış biri olarak, sahnenin sadece bir yer değil; emekle, sabırla ve saygıyla var olan kutsal bir alan olduğuna inananlardanım.
Bizim dönemimizde müzik camiasında görünmeyen ama herkes tarafından kabul edilen bir hiyerarşi vardı. Ustalarımız vardı… Onların bir sözü, bir tavsiyesi, bir sahne duruşu bizim için büyük bir değer taşırdı. Çünkü bilirdik ki bir insanın yıllarını verdiği bir meslekte edindiği tecrübe, birkaç günde öğrenilecek bir şey değildir.
Üstatlara duyulan saygı bir zorunluluk değil, bir kültürdü. Bizden önce yürüyenlerin izine basmadan, onların tecrübelerinden güç alarak ilerlerdik. Bugün hâlâ aynı duyguyu taşıyorum ve sanat hayatım boyunca da taşımaya devam edeceğim.
Fakat günümüzde müzik dünyasında bazı değerlerin hızla değiştiğine şahit oluyoruz. Yeni nesil sanatçıların arasında son derece nazik, saygılı, mütevazı ve gerçek anlamda sanatçı ruhuna sahip gençlerimiz elbette var. Onları tenzih ediyorum; onlar benim gözümde bu işin geleceğidir.
Ancak bir başka gerçek de var ki görmezden gelmek mümkün değil… Bazı gençlerde, henüz yolun başındayken oluşan aşırı bir özgüven, geçmişin birikimine karşı bir uzaklık ve ustalara karşı bir ilgisizlik dikkat çekiyor.
Oysa sanat; sadece ses, görüntü veya teknoloji değildir. Sanatın içinde emek vardır, yaşanmışlık vardır, duygu vardır.
Bugün yapay zekâ destekli şarkılar, yapay sesler ve birkaç dokunuşla oluşturulan müzikler hayatımızın her alanına girmiş durumda. Elbette teknolojiye karşı değiliz; çağ değişiyor, imkânlar gelişiyor. Ancak bir şarkının ruhunu yalnızca teknik mükemmellik oluşturmaz. Bir eserin kalbine dokunan şey; onu söyleyen insanın yaşanmışlığı, acısı, sevinci, nefesi ve duygusudur.
Bir sanatçının yıllarını vererek oluşturduğu ses ile birkaç işlemle ortaya çıkan bir ses aynı yere konulmamalıdır. Çünkü müzik yalnızca kulağa değil, kalbe de hitap eder.
Bugün bazı aranjörlerin, bestecilerin ve müzisyenlerin de üretim süreçlerini tamamen yapay zekâya teslim ettiğini görüyoruz. Bu belki yeni bir çağın başlangıcı olabilir; fakat emeğin, ustalığın ve sanat ahlakının geri plana itilmesi kabul edilebilir bir durum değildir.
Ben bu değişime saygı duymuyorum. Çünkü benim saygı duyduğum şey sadece ortaya çıkan ürün değil; o ürünün arkasındaki alın teri, yıllar ve insan hikâyesidir.
Belki müzik dünyası eski günlerine birebir dönmeyecek. Belki sahnelerin dili, üretim biçimleri ve dinleyici alışkanlıkları değişmeye devam edecek. Ama değişmemesi gereken tek şey vardır:
Sanata saygı.
Çünkü bir toplum, ustasına değer vermeyi unuttuğu gün sadece geçmişini değil, geleceğini de kaybetmeye başlar.
Sahne ışıkları değişebilir, teknolojiler yenilenebilir… Ama gerçek sanatın temelinde hâlâ aynı şey durur:
Emek, duygu ve saygı.
Aşina Yenyıl