Köşe Yazısı

Onlar da Bu Dünyanın Bir Parçası

İnsanlığın vicdanı, en savunmasız canlılara nasıl davrandığıyla ölçülür diye düşünüyorum. Hayvanlar konuşamaz, kendilerini savunamaz, haklarını talep edemez. Ancak onlar da acıyı hisseden, korkan, sevinen ve yaşamak isteyen canlılardır.

Aşkın Biri 28 okunma
Onlar da Bu Dünyanın Bir Parçası

Ben bu konu tek taraflı ve siyah-beyaz bir mesele olarak görmüyorum. Sokak hayvanlarının da zaman zaman insanlara zarar verdiği, hatta çok acı sonuçlara yol açan olayların yaşandığı da zaman zaman görmekteyiz. Bu tür olaylar karşısında yakının kaybetmiş bir insana bu hayvanların da yaşamaya hakkı var meselesini nasıl anlatacağız?” Sorusu da son derece haklı çözüm isteyen bir sorudur. İşte tam da bu yüzden mesele ne yalnızca hayvanları suçlayarak ne de insan acılarını görmezden gelerek çözülebilir.

Son yıllarda sokak hayvanlarına yönelik şiddet, kötü muamele ve toplu katliam haberleri üzülerek izliyoruz. Bir canlının yaşam hakkını elinden almak, yalnızca o hayvanın hayatını sonlandırmak değildir; aynı zamanda insanlığın vicdanında da derin yaralar açmaktır. Ancak aynı şekilde, insan güvenliğini tehdit eden durumların da görmezden gelinmemesi gerekir. Gerçek çözüm, iki tarafın da acısını yok saymadan, daha güvenli ve daha merhametli bir denge kurabilmektir.

Çok ütopik olmakla birlikte geri kalmış ülkelerde uygulaması son derece zor olsa da bu konuda çözümler üretmek gerektiğini düşünüyorum. Hayvan hakları, sadece hayvanları korumak için değil, daha merhametli ve daha yaşanabilir bir toplum oluşturmak için de gereklidir. Sokakta yaşayan hayvanların açlık, susuzluk ve şiddet yerine güven içinde yaşayabilecekleri çözümler üretmek gerekir. Kısırlaştırma uygulamalarının bilimsel verilerle desteklenerek yürütülmesi gerekmektedir. Her alanda olduğu gibi bu alanda da  işin ehli olan kişilere görev vermek yetkilendirmek önemlidir.

Belediyeler ve ilgili Bakanlıkların mobil kısırlaştırma ve tedavi kliniklerini yaygınlaştırılması bu işler için bütçe ayırması şarttır. Çünkü bu canlılar da doğanın bir parçasıdır. Ayrıca sahiplendirme süreçlerinin daha erişilebilir ve teşvik edici hale getirilmesi, geçici koruyucu aile sistemlerinin kurulması da kalıcı çözümler arasında yer alabilir. Sahiplendirme süreçlerinin sadece  hayvanı vermekle sınırlı kalmaması, sahiplendirme sonrası takip ve destek mekanizmalarının kurulması, mikroçip ve dijital kimliklendirme sistemlerinin zorunlu hale getirilmesi de sorumluluk bilincini güçlendirmek önemlidir.

Belediyeler, sivil toplum kuruluşları ve gönüllü ağlarının birlikte çalıştığı, veri takibine dayalı bir sokak hayvanı yönetim sistemi oluşturulması hem hayvan refahını hem de insan güvenliğini artırır. Ayrıca kontrollü besleme alanları, eğitimli gönüllü gruplar ve toplumun bilinçlendirilmesine yönelik uzun vadeli eğitim programları da bu sürecin vazgeçilmez parçası olabilir. Aslında bakıldığında bu işler çok meşakkatli gibi görünse de takipli bir çalışma ile çok da zor ve pahalı olmadığı iş bitiminde görülecektir diye düşünüyorum.

 İnsan güvenliği açısından da etkili çalışmalar yapılabilir. Riskleri azaltmak için hayvanlar için davranışsal rehabilitasyon, agresyon riski taşıyan hayvanların özel değerlendirme süreçleri ve acil müdahale ekiplerinin kurulması ve bu konularda önlemler almak çözüm süreçleri içinde yer alabilir. Elbetteki tüm “ütopik” süreçlerin işletmeye alınabilmesi için  yasal düzenlemelerin güçlendirilmesi, denetimlerin artırılması ve bütçelerin oluşturulması gereklidir.

            Unutmamalıyız ki dünya yalnızca biz insanlara ait değildir. Bu gezegeni paylaştığımız her canlının yaşama hakkı vardır. Merhametli ve vicdanlı olabilmek insani bir değerdir.

Nefret yerine sevgiyi, şiddet yerine yaşamı, katliam yerine merhameti savunalım. Çünkü bugün hayvanlar için gösterdiğimiz vicdan, yarın nasıl bir toplumda yaşayacağımızın da en önemli göstergesidir. Her ne kadar yazdıklarım “ütopik” dursa da yapılamayacak şeyler değildir. Ne sadece hayvanları koruyalım, insanların ne hali varsa görsün diyoruz ne de hayvanlar olmasa da olur insanlar güvende yaşasın yeter diyoruz. Tüm canlılar bir arada dengede ve huzurlu yaşasın diye çözümler üretmek ve bu çözümlerin hayata geçirilmesi adına adımlar atmak toplum görevlerinden biridir diye diyoruz. Unutmayalım ki  onlar da bu dünyanın bir parçası diyoruz.

Yazar

Aşkın Biri

Aktivist

Okur Görüşleri

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz gönderin.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Tüm yorumlar yayınlanmadan önce incelenir.

Yorumunuz yönetici onayından sonra görünür olacaktır.

Diğer Köşe Yazıları

07 Haziran 2026

SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI - STK

Bugünkü yazımızda öncelikle sivil toplum kuruluşun ne olduğu nasıl olması gerektiğini, sonrasında da hem toplumun geneline hem de STK cephesinde olanlara genel bir bakış açısı ile bakacağız.