SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI - STK
Bugünkü yazımızda öncelikle sivil toplum kuruluşun ne olduğu nasıl olması gerektiğini, sonrasında da hem toplumun geneline hem de STK cephesinde olanlara genel bir bakış açısı ile bakacağız.
STK’lar, devlet yapısından ve özel sektörden bağımsız olarak faaliyet gösteren, gönüllülük esasına dayanan ve toplumsal faydayı amaçlayan kuruluşlardır. Modern toplumlarda STK’lar, bireylerin ortak sorunlar etrafında bir araya gelmesini sağlarlar. Bu sayede hem sosyal dayanışma güçlenir hem de demokratik süreçlerin gelişiminde katkıda bulunmuş olurlar. Aynı zamanda sivil toplum kuruluşlarının, toplum ile devlet arasında önemli bir köprü görevi gördüğünü söylemek de mümkündür. STK’ların en önemli görevlerinden biri, toplumsal farkındalık oluşturmasıdır. İnsanların hassasiyet durumlarına göre her konuda sivil toplum kuruluşu kurulabilir. Elbette topluma faydalı, farkındalığı artıran STK’ların yanında bazen sosyalleşmek amacı ile kurulan STK’lar da görmüyor değiliz. Birkaç örnek üzerinden gidecek olursak; iklim değişiklikleri, yoksulluk, orman katliamları, insan hakları ihlalleri, hayvan hakları gibi bir çok konuda farkındalık yaratmaya çalışan STK’lar, çeşitli etkinlikler, kampanyalar ve programlar düzenleyerek toplumun bilinç düzeyini farkındalığını artırmaya çalışırlar. Bunun yanı sıra kamuoyu oluşturup karar alma mekanizmaları üstünde baskı kurarak toplumun ihtiyaçlarını ve taleplerini görünür hale getirmek STK’ların önemli görevleri arasındadır. Bu sayede mevcut politikalara katkı sağlayarak daha ileri ve iyi uygulamalar yaratılmasına katkıda bulunurlar. STK’ların olmazsa olmazlarından biri de sosyal hizmet ve yardım faaliyetleridir. Doğal afetler, yoksulluk ve kriz durumlarında STK’lar hızlı ve etkili çözümler üreterek devletin ulaşmakta zorlandığı alanlarda devletin izin verdiği ölçüde destek sağlarlar.
STK’ların ön ayak olmasıyla insanların toplumsal sorunlara karşı daha duyarlı hale gelmesi ve çözüm süreçlerine katılım göstermesi sayesinde demokratik kültürün gelişmesi ve bireylerin kendilerini ifade etme becerilerinin artmasıyla birlikte toplumun bilinç düzeyinin de artması ve bu sayede hedeflenen döngünün beslenmesi kaçınılmazdır.
Sivil toplum kuruluşlarının toplumun gelişiminde çok yönlü bir etkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Farkındalık oluşturma, kamuoyu yaratma, sosyal hizmet sunma ve demokratik katılımı artırma gibi görevleri sayesinde daha bilinçli, dayanışmacı ve katılımcı bir toplumun oluşmasına katkı sağlarlar. Bu nedenle STK’ların desteklenmesi ve faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, sağlıklı bir toplum yapısı için büyük önem taşımaktadır.
Toplumumuzda STK’ların , işleyişi, etkileri, karşılaştıkları sorunlar ve yapısal süreçleri nasıl ona bir göz atalım isterseniz.
Türkiye’deki bazı STK’ların siyasi partiler, kamu kurumları, belirli çıkar gruplarıyla yakın ilişkiler içinde olmaları, tarafsızlıklarını yitirmeleri ve toplumun tüm kesimlerinin sesi olma konusunda yetersiz kalmaları bazı STK’lara duyulan güveni sarsmaktadır. Ama bunun giderilmesi ile ilgili bir yapılanma ve dernekler kanunu düzenlemesi bulunmadığı için bu sorunun ortadan kalkması için duadan başka yapılabilecek çok bir şey olduğunu düşünmüyorum.
Her STK’nın üzerinde hassasiyetle durması gereken en önemli konulardan biri de, şeffaflık ve hesap verebilirliktir. Bağışların hangi alanlara harcandığı, plan ve programların kamu oyundaki etkisi konusunda yetersiz bilgiler gibi hususlar bağışçıların ve toplumun güvenini zedeler. Bu konunu çözümü ise iyicil yaklaşımlarla, dernek yönetimlerine gerçekten bu işe dürüstçe bağlı kişilerin seçilmesi önem arz etmektedir.
Başka bir bakış açısı ile yaklaşırsak da, STK’ların karşılaştığı yapısal sorunlar da kendilerine eleştirel yaklaşılmasına neden olabilir. Finansal kaynaklara erişim zorlukları, bürokratik engeller ve yasal düzenlemelerin sınırlayıcı etkileri, birçok kuruluşun etkinliğini azaltmaktadır. Bu nedenle birçok STK potansiyellerini tam anlamıyla gerçekleştirememektedir.
Ayrıca gönüllülük bilincinin yeterince gelişmemiş olması da önemli bir sorundur. STK’ların yol katetebilmesi gönüllü katılımına bağlıdır; ancak Türkiye’de gönüllülük faaliyetlerine katılım oranı oldukça düşüktür. Bu durum, STK’ların yapacakları faaliyetleri kısıtlamakta az kişi ile çok iş yapmaya pozisyonunda STK’lar kısılıp kalmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları önemli bir toplumsal rol üstlenmekle birlikte, bağımsızlık, şeffaflık, kaynak yetersizliği ve katılım eksikliği gibi çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır. Gerekli iyileştirmelerin yapılması, ne tek başına STK’ların ne de devletin elinde olan bir durumdur. Dernekler kanunları ve ilgili hükümlerin revizesi ve iyicil uygulamalarla çözüm yolu yine çoğulcu katılımla düzenlenerek elde edilebilir. STK’ların daha etkili, güvenilir ve kapsayıcı bir yapıya kavuşması ancak bu şekilde olabilir. Böylece sivil toplum, demokratik gelişimin daha güçlü bir destekçisi haline gelebilir.
Yazar
Aşkın Biri
Aktivist