Köşe Yazısı

‘BİR ÇOCUKTAN KATİL YARATAN SİSTEM’

Önce Siverek sonra Kahramanmaraş’da yaşanan olaylar ülke gündemine bomba gibi düştü. Rakel Dink’in ‘''Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz kardeşlerim.’ Demesinin üzerinden on sekiz yıl geçti.

Rukiye Alpay Çinkılıç 75 okunma
‘BİR ÇOCUKTAN KATİL YARATAN SİSTEM’

Çocuk ile katil kelimesi nasıl yan yana gelebilir? Eline silah alıp nasıl diğer çocuklara ateş edebilir? ‘Masumiyetini, hayallerini, nereye sakladı? Ne zaman vazgeçti top oynamaktan acıkmaktan?

Kitapların yerini tabletler bilgisayarlar, topaçların uçurtmaların bebeklerin yerini dijital oyunlar aldı da daha mı ileri gitti yeni nesil? Okullar eğitim öğretim yuvası olmaktan cinayet mahalline nasıl dönüştü? Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ anlayışından ne ara vaz geçilip  katli vacipe gelindi? Kabul edelim bir şeyler ters gidiyor. Münferit olay deyip geçiştirmek sorunu daha da büyütmekten başka işe yaramaz.

1989 yılında Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesini kabul ettiğinde ilk imza koyan devletlerden biride Türkiye Cumhuriyeti  idi . BM Çocuk Hakları Sözleşmesi çocukların ırk, dil, din veya cinsiyet ayrımı gözetilmeksizin; yaşama, gelişme, korunma ve eğitime erişim haklarını güvence altına alan uluslararası bir belgedir. Sözleşmenin 4 temel ilkesi ; ayrım gözetmeme, çocuğun yüksek yararı, yaşama/gelişme hakkı ve katılım hakkıdır.

On sekiz yaşından küçük her bireyin çocuk olduğu  ve  devlet güvencesinde olduğu sözleşmede kabul edilmektedir. Çocuklar arasında gerek sözleşme gerekse Anayasamızın 10. Maddesi gereğince hiçbir ayrım gözetilmeyeceği  yaşama, gelişme, korunma ve eğitime erişme hakları yönünden eşit oldukları kabul edildiğine göre  öyle de uygulanması gerekir.

Gerçekte durum nedir? Eğer çocuklar arasında ayrım yapılmayacaksa eğitimde birlik olması gerekir. Oysa devlet okulu, özel okul, açık öğretim vb. farklı okullar açılarak çocukların eğitimde birlik ilkesi zedelenmiştir. Çocuklar aynı eğitim ve öğretim olanaklarına erişebilmeleri gerekirken  ailelerin ekonomik durumlarına göre eğitim olanaklarından yararlanmakta/ yararlanamamaktadır.

Keza yine sözleşme hükümlerinde göre çocuğun gelişim ve katılım hakkı vardır. Çocuklar yeteneklerine  göre  gelişemediği gibi eğitim hayatları boyunca da ne düşündükleri sorulmamaktadır.

Bir maraton koşucusu gibi bitmeyen sınavlar içinde eğitim ve öğretim hakkına erişen  çocuklar ne çocukluğunu ne de gençliğini yaşayamamaktadır. Bir üniversiteden mezun olsalar bile yaşantılarını sürdürecek iş ve gelire sahip olamamakta ‘Ev genci’ diye nitelendirilmekte geleceğe dair umut besleyememekte ülkesinden göç etmektedir.

Ekonomik nedenlerle eğitim ve öğretim hakkını yarıda kesmek zorunda kalan çocuklar küçük yaşta çalışmak zorunda kalmakta  fiziksel olarak gelişemedikleri gibi  iş kazalarında hayatlarını yitirebilmektedirler.

Hem iş hem eğitim hayatı dışında kalan çocuk ve gençler ne yazık ki gelişme olanaklarına sahip olamayıp çetelerin eline düşmekte suça itilmektedir. Her ne kadar çocuk mahkemeleri kurulsa ve çocuklara indirimli cezalar verilse de topluma kazandırılmak yerine cezaevine konulan çocuk tahliye olduğunda da daha da ağır suçlar işleyerek geri dönmekte girdiği bu sarmaldan kurtulamamaktadır.

Gelir düzeyi iyi ailelerde  çocuklara ilgi yerine para verilmesi çocukların sosyal gelişim ve arkadaş ilişkilerinin denetlenmemesi çocukların hata yapmalarına neden olmaktadır..

Çocuk ve gençlerin sosyalleşme alanları spor, kültür merkezi, gençlik merkezleri olması gerekirken çoğu kez kahvehane, kafe, sokak vb yerler olmaktadır.

Gelir dağılımındaki adaletsizlik etkisini en çok çocuk ve gençlerde göstermekte çocuklar arasındaki gelir uçurumu kin ve nefret duygusunu arttırarak çatışma ortamına sürüklemektedir.

Anayasanın 10. Maddesi ‘, " Herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ayrımı gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu, kadın-erkek eşitliğini ve devletin bu eşitliği sağlamakla yükümlü olduğunu " hükme bağlamış ise de ne yazık ki eğitim hayatında, siyasi hayatta, medya dünyasında ve sosyal hayattaki şiddet dili ve söylemi çocuk ve gençleri olumsuz etkilemektedir.

Bugünü olmayanın geleceği de olmaz. Ülke tarihinin en önemli iki gününü çocuk ve gençlere bayram olarak armağan eden büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün  "Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz"  sözleri ne kadar anlamlıdır.

Özetle; yaşadığımız elim olaylardan ders çıkararak acil ülkede siyasetin ve adaletin normalleşmesi, çocuk ve gençlerin sağlıklı bireyler olarak geleceğe hazırlanmaları, eşit, adil, örgün ve bilimsel bir eğitim sisteminin hayata geçirilmesi, gelir dağılımındaki adaletsizliklerin giderilmesi, şiddet söylemlerinden uzaklaşılması, çocuk, genç konusunun siyaset üstü bir konu olduğunun kabulü ile çocuk adalet sistemindeki boşlukların giderilmesi,  sevgi, saygı ve barışın hakim olduğu bir toplum düzeninin sağlanması bunun için başta hükümet yetkilileri ve siyasi partiler olmak üzere herkesin sorumlu ve sağduyulu hareket etmesi dilekten öte zorunluluk olmuştur.

Yazar

Rukiye Alpay Çinkılıç

Avukat

Diğer Köşe Yazıları

27 Nisan 2026

ÇOCUK OLMAK VE ULUSAL EGEMENLİK

‘Benim balonlarım vardı. Onları kimler aldı? Mutlu bayramlar vardı. Kim bilir nerde kaldı? ’ Diyordu şarkıcı İbo 1976’lı yıllarda.