İYİ ŞEHİR NASIL OLUR
Ortaokuldayken, yaptığım ilk Avrupa gezisinden döndüğümde, karalama defterime şehir planları çizdiğimi hatırlıyorum. Güzel şehirlere hep ilgi duyardım, orada gördüğüm o güzel şehirleri de kaydetmek, anlamak istiyordum.
Mimarlık okumak için ilk defa Amerika’ya gittiğimde gördüğüm otomobile bağımlı, otoyol – alış veriş merkezi – bahçeli ev – gökdelen çemberine sıkışmış şehirlerden dehşete düştüm. Dahası bu şehirler kaçınılmaz, gelişmenin doğal sonucu ve gelişmişliğin göstergesi olarak sunuluyor, hatta cazip bulunuyordu. Bu ölü sokaklar ve dağılmış toplumların istenen bir şey olmadığını anlasam da, bunu izah edecek, alternatifler sunacak bilgi birikiminden yoksundum. Bu dürtüyle yüksek lisansımı kent tasarımı üzerine yaptım. Kent tasarımının evrensel ilkeleri üzerine doktora tezimi yazmaya başladığımda çok farklı ülkeler ve altyapılardan gelen bir düzine hocam olmuş, dört kıtada yüze yakın şehir görmüş, konu ile ilgili yazılan neredeyse her şeyi okumuştum. Konu üzerine yüz sayfayı aşkın bir tez yazdım. Bu arada bir gün, tıpkı dünyayı dolaştıktan sonra aradığı hazineyi arka bahçesinde bulan adam gibi, doğduğumdan beri oturduğum evin bir sokak ötesinde, mimarlığa ilk başladığı günden beri tanıdığım dostum, meslektaşım Özkal’dan bir kentin başarılı olup olmadığını anlayacak en hassas kriteri öğrendim: Lolipop Kriteri. “Çocuğunuzun kendi başına gidip lolipop alması güvenli mi?” sorusuna vereceğiniz cevap, iyi bir çevrede mi oturuyorsunuz sorusunun da cevabını birebir yansıtıyor. Lolipop yiyecek yaşta bir çocuğun, en yakın dükkandan lolipopunu almasının önündeki engelleri kaldırınca, şehriniz iyi bir şehir oluyor. Bitti.
Bir gece yarısı, Yunanistan’ın Napflio kentinin ana meydanında rahatça tek başına dolaşıp oynayan beş – altı yaşındaki çocukları görüp, “cennet olsa böyle bir şey olurdu” diye düşünmüştüm. Anne babalarının endişe duyacağı hiç bir şey yoktu çevrede. Trafik yok, onlara zarar verebilecek insanlar yok, düşebilecekleri bir yer yok... (soğuk bile yok!) Lolipop Kriteri’ne o kadar uygun ki, o anne babalar soruyu niye sorduğumu bile anlamayacaklardı belki de. Hiç çekinmeden iki sokak ötedeki bakkal Mazlum’a gittiğim çocukluğumun Adanası, zaten hep bildiğim gibi iyi bir şehirdi ama kırk yıl sonra evimin önünden servise bindirmek için dahi çocuklarımın yanından ayrılmadığım o aynı sokak, değildi. Çocukların daracık sokaklarda futbol oynadıkları, ve isterlerse rahatça gofret almaya gittikleri Adana’nın çevre mahalleleri ise hala iyi bir ortam olma özelliklerini koruyorlar. Otomobille en az bir mil gitmeden hiç bir yere ulaşamayacağınız Amerikan banliyöleri için ise durum, soruyu tamamen anlamsız kılacak kadar ümitsiz.
Lolipop Kriteri’ni öğrendikten sonra rakamlara, oranlara, tablolara dayanan bütün o diğer kriterler çok çocukça geliyor bana.

İyi Şehir

Kötü Şehir

Hayran Olunacak Şehir