Köşe Yazısı

HASTANEDE PAZAR

" Bugün Pazar, Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar" diyen Nazım'ın bu şiirini bilmeyen, anımsamayan yoktur sanırım. Büyük usta , hapishanedeki pazar gününü anlatmış. Ben de hastanedeki Pazar'ı anlatacağım sizlere.

Zeki Baştürk • • 89 okunma
HASTANEDE PAZAR

Pazar geldi.

Günlük yaşamda  pazarın bir ayrıcalığı vardır. İnsan biraz geç kalkar. Kahvaltı uzar. Gazete daha ağır okunur. Çay biraz daha fazla demlenir. “Bugün pazar, acele etmeyelim,” denir.

 Hastanede ise pazarın adı var, kendisi yok.Takvimde bugün Pazar yazıyor ama hastanenin bundan haberi yok.

 Saat 06.00…

Kahvaltı kapıda.

Pazar sabahı evde insan yatağıyla biraz daha barışık olmak ister. Burada ise yatağın sizinle ilgili başka planları var. Henüz gözünüzü tam açmadan kahvaltı geliyor.

 Saat 07.30…

Tansiyon ölçümü.

Demek ki pazar günü tansiyon da tatil yapmıyor.

 Saat 10.00…

EKG, kan alma…

İnsan ister istemez düşünüyor:

“Acaba hafta sonu olduğunu sağlık görevlilerine söyleyen olmadı mı?”

 Saat 11.30…

Serum, sulandırıcı iğne, antibiyotik…

Hastanede pazarın programı da oldukça zengin! Üstelik bütün bunlar öylesine düzenli yapılıyor ki insan kendisini bir hastanede değil, iyi organize edilmiş bir fabrikanın vardiyasında hissediyor.

Burada saat şaşmıyor.

İlaç şaşmıyor.

Serum şaşmıyor.

Tansiyon şaşmıyor.

Bir tek hasta şaşıyor!

 Öğle saatlerinde ziyaretçiler geliyor. Pazar gününün hastaneye en çok benzeyen tarafı belki de bu. Yakınlarınız gelir, geçmiş olsun der, birkaç dakika sohbet edilir. Sonra onlar kendi pazarlarına dönerler.

Siz yine hastanede kalırsınız.

Onlar dışarıda pazarın tadını çıkarırken siz odanızda pazarı seyredersiniz. Gerçi hastanede seyredilecek fazla bir şey de yok. Duvarlar, yataklar, serum askıları, koridorda gelip giden görevliler… Bir de pencere varsa dışarıdaki yaşam..

 Asıl ilginç olan da o. Dışarıda yaşam  tüm  hızıyla sürüyor:

Arabalar geçiyor.

İnsanlar yürüyor.

Çocuklar oynuyor.

Birileri kahvaltıya gidiyor, birileri gezmeye…

Ben ise içeride, “Bugün pazar mıydı?” diye takvime bakıyorum.

 Evet, pazar.

Ama hastanede günlerin adı değişiyor, kendisi değişmiyor.

Pazartesi de böyle.

Salı da.

Çarşamba da…

Hatta cumartesi ile pazar arasında bile ciddi bir fark yok.

 Hastanede hafta sonu kavramı biraz farklı:

Hafta var, son yok!

Yine de pazarın küçük bir güzelliği var. Koridorlar biraz daha sakin.Telefonlar biraz daha çok çalıyor. Ziyaretçiler biraz daha fazla.

Ve insan, hastanede bile olsa, dışarıdaki yaşamı  biraz daha fazla özlüyor.

Belki de pazarın asıl anlamı bu:

Nerede olursanız olun, dışarıda  yaşamın devam ettiğini size  anımsatmak…

 Ben de bugün pazarın hastanedeki  durumunu böyle izliyorum.

Kahvaltımı yaptım.

Tansiyonumu ölçtürdüm.

EKG’mi çektirdim.

Kanımı verdim.

Serumumu aldım.

İğnemi oldum.

Antibiyotiğimi de ihmal etmedim.

Şimdi sıra beklemekte.

 Neyi beklediğimi ben de bilmiyorum.

Belki doktoru…

Belki taburculuğu…

Belki yarını…

Ama bir şeyi kesin olarak biliyorum:

Hastanede pazar da diğer günler gibi yaşanıyor.

Sadece takvim bize bugün pazar olduğunu anımsatıyor.

Yazar

Zeki Baştürk

Eğitimci- Emekli Öğretmen

Okur Görüşleri

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz gönderin.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Tüm yorumlar yayınlanmadan önce incelenir.

Yorumunuz yönetici onayından sonra görünür olacaktır.

Diğer Köşe Yazıları

06 Nisan 2026

NİSAN ’a AÇILAN KAPI

"Ben ki her Nisan bir yaş daha genç, her bahar biraz daha aşığım. " (Orhan Veli) Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır, rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor, sende seyrediyorum denizlerin en mavisini, ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim, senden kopardım çiçeklerin en solmazını, toprakların en bereketlisini sende sürdüm, sende tattım yemişlerin cümlesini. ( Cahit Sıtkı Tarancı) Nisan, yalnızca takvimde bir ay değildir; hem doğanın hem de insanın iç dünyasının yeniden filizle