"Bizler vatan, millet, bayrak sevgisiyle büyümüş bir neslin evlatlarıyız"
19 MAYIS’IN 107. YIL DÖNÜMÜNDE BİR MİLLİ MÜCADELE KAHRAMANININ HATIRATINI GÜNDEME TAŞIYORUZ. GAZETECİ-YAZAR NAZAN ÖÇALIR DEDESİ ARİFZADE ŞAHAP AZMİ’NİN HATIRATI ÜZERİNDEN ADANA HALKININ MİLLİ MÜCADELEYE KATKISINI ANLATIYOR. VATAN TOPRAĞINI KORUMAK İÇİN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’ÜN YANINDA YER ALAN ADANALILAR NEYİ BAŞARDI.
Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile yenik sayılarak askeri terhis edilerek silahları elinden alınan, toprakları itilaf devletleri tarafından işgal edilen bir ülkenin evlatları kendilerine yol gösteren önderleri Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde yürüyerek topyekün bir mücadele verdi. Bu gün 19 Mayıs 1919’un üzerinden tam tamına 107 yılı geride bırakmış bulunmaktayız. O günleri iliklerine kadar yaşayan, padişahın seferberlik ve cihat ilan etmesiyle 1914 yılında askere çağrılan, liseyi yeni bitirmiş bir yedek subayın başından geçenleri kaleme almış olması ve onu önce torunlarına daha sonra Türk Gençlerine armağan etmesi son derece anlamlı ve kıymetlidir.
Arifzade Şahap Azmi Öçalır’ın torunu Gazeteci-Yazar Nazan Öçalır bu hatıratı biyografik roman olarak ele alarak derinlemesine araştırmış ve ortaya muhteşem bir eser çıkarmıştır. Bizler de Yeni İz Gazetesi ve haber sitesi olarak Milli Mücadelemizin 107. yıl dönümünde sayfalarımızı bu kıymetli eserin yazarı Nazan Öçalır’a açmaktan büyük bir onur duyduk.
-Nazan Hanım, öncelikle bir Adanalı olarak Milli Mücadeleye emek vermiş milyonlarca isimsiz kahraman adına sizleri yürekten kutluyorum. Geçmişi yeniden gündeme getirmek ve gelecek kuşakların bundan ders çıkarmasını amaçlamak gerçekten takdire şayan bir davranış. Bu hatırat hakkında genel bir bilgi verebilir misiniz?
Adana tarihi Osmanlılar ile başlamıyor, ondan öncesinde de Ramazanoğulları bu bölgede hüküm sürdü. Bizim soyumuz onların devamıdır. Ramazanoğulları savaşmadan Osmanlıya katılmış bir Türk beyliğidir. Biz yüzyıllardır o bölgenin insanıyız. Osmanlı Devletinde üç padişah görmüş, İstanbul Sultanisi’nde okuyarak iki yabancı dili ana dili gibi öğrenmiş, zeki ve aydın bir gençtir, Şahap Azmi..
Liseden mezun olur olmaz 1914 yılında seferberlik ilanıyla askere alınmış, Filistin Gazze cephesine yollanmış, Mersin Limanı’nın korunmasında aktif görev almış bir Türk askeridir. Devleti yönetenlerin yurt dışına kaçmaları sonrasında halk büyük bir güven kaybı içerisine düşmüştür. Padişahın teslimiyet siyaseti İtilaf devletleri tarafından İstanbul’un işgali kırılma noktalarının başında gelir.
Milli Mücadelenin hissi teşebbüsü Adana topraklarında Mustafa Kemal Atatürk’ün gönlüne düştü. Mondros Mütarekesi’nin ertesinde Alman komutan Liman Von Sanders’ten görevi devralmak üzere Yıldırım Orduları Kumandanı Mustafa Kemal Atatürk Adana’ya geldi. Von Sanders ülkeyi terk ederken ona “Sizin için her şey bitmiş olabilir. Bizim mücadelemiz şimdi başlıyor” dedi. Şartların ağırlığının bilinciyle stratejik alanların korunmasını, silahların saklanmasını, ordunun yavaş yavaş geriye çekilmesini ve Toros Tünellerinin verilmemesini emretti. Türk askerine silah bırakmak yakışmaz. Tarih boyunca da Türkler için silah ve atları kadınları kadar kutsaldır.
Bu dönemleri yaşayan Mersin’den geriye çekilen Osmanlı ordusu içinde yer alan askerlerden kaçı geriye böyle bir eser bırakmıştır. O nedenle dedem Şahap Azmi’nin hatıratı önemlidir.
- Milli günlerimiz vesilesiye sık sık Adanamıza gelip gençlerle buluşup konferaslar veriyorsunuz. Bu konferanslarla neleri yapmayı hedefliyorsunuz?
Bizler vatan, millet, bayrak sevgisiyle büyümüş bir neslin evlatlarıyız. Gençlerimizin milli hafızalarının ve milli şuurunun giderek azalmakta olduğunu gözlemlemekteyim. İçinde yaşadıkların şehrin Milli Mücadele yılları içerisinde nasıl bir işgale uğradığını, halkın nasıl kenetlendiğini, düşmanı nasıl topraklarından kovduğunu iyi bilmeleri gerektiğini düşünüyorum.
Bölgenin milli kahramanları o dönem bu topraklarda yaşayan hepimizin dedeleri ve neneleriydi. Onlar yaşadıklarını yazmamış ya da anlatmamış olabilirler. Ama bizler olanları bilmek zorundayız. Yazanların aktardığı bilgileri okumak ve yaşadıklarından ders almak zorundayız. Bunlar bir daha başımıza gelmez diye düşünemeyiz. Ülkemiz Doğu ve Batı arasında bir köprü, stratejik bir bölgedir. Etrafımızda yüzyıllık kinlerini unutmamış ülkeler var. Düşmanlarımız her daim hazır ve nazır... Bizler her zaman her türlü koşula hazır olmak durumundayız. Milli şuur en çok da Adanamıza lazım bence... Çünkü şu an savaşın tam da kıyısında bulunuyor.
-Gençlerimiz tarihten hoşlanmıyor mu dersiniz?
Bunu söylemek tarih seven gençlerimize haksızlık olur. Gençlerimiz biraz empati yapmaktan uzaklar. Çağı huzur ve mutluluk içinde sorunsuz yaşamak istiyorlar ve geçmişi görmezden geliyorlar. Ama bu çalışmadan, üretmeden, ekmek elden su gölden yaşam biçiminin böyle sürmeyeceğini de bilmeleri lazım. Hazırda bulduk ve miras yedi gibi davranıyoruz. Oysa gençlerimiz şunu görmeli; dünya ülkelerini 1914 şartlarına yani Birinci Dünya Savaşına taşıyan sebepler nelerdi? O günün şartlarını karşılaştırdığımızda nasıl bir benzerlik görüyoruz. ABD’nin Ortadoğu ülkeleri üzerinde nasıl bir emeli var? Okyanusu aşarak Ortadoğu’nun sınırlarını belirleme hakkını kendisinde nasıl buluyor? Bu soruların üzerinde durarak düşünmeliyiz. Çağı yaşamak biraz da çağı çağında anlama ve öngörü yeteneğinin gelişmesi demektir.
Gençlerin geçmişi değerlendirirken olayları günümüzdeki yansımalarıyla da ele almalarını sağlamak lazım...
Ben Milli Mücadele kahramanı bir dedenin torunu olarak özellikle memleketim Adana’ya ve Adana’nın gençlerine bir vefa borcum olduğunu düşünüyorum. Tarihin tozlu sayfaları içinde kaybolup giden tarihi şahsiyetlerimizi ortaya çıkarıp onların vatan toprağını düşmandan korumak için gösterdikleri çabaları anlatmayı kendime bir vazife olarak görüyorum. Dedem milyonlarca kahramandan sadece bir rol model... Onun üzerinden tarihi anlatmaya çalışıyorum.
-Milli Mücadele yıllarında Adana halkı sürekli “kaç kaç olayı” ile hatırlanıyor. Bu konuda sizin söyleyecekleriniz var sanıyorum.
Türkler hiçbir zaman savaşmaktan kaçmaz. Tarih boyunca da kaçmamıştır. Öncelikle bunun bilinmesi gerekir. Kaç kaç olayı sırasında yine bir taktik olarak üzerine ateş açılan silahsız ve savunmasız halk geriye çekilmiş, gücünü toplamış ve Fransız ordusunu tuzağa düşürerek komutanı Binbaşı Mesnil ve bir tabur askerini esir almıştır. Bu niye konuşulmuyor? Onların yolunu şaşırtarak tuzağa düşüren “Kılavuz Hatice” hanım neden sürekli gündemde tutulmuyor? Ankara Anlaşması ile silahlarını almadan Adana ve çevresini terk edip giden Fransızlardan neden bahsedilmiyor? Bunlar başarı değil mi? Tüm bunlar savaş devam ederken Cumhuriyet henüz daha kurulmamışken olan şeyler...
Peki Ankara Anlaşması sonrası ne oluyor? Ondan da söz edeyim. Dedem Arifzade Şahap Azmi önderliğinde kiralanan üç fabrika ile Garp Cephesindeki askerimize un ve bulgur üretimi yapılıyor. Üretimi dedem ve erkek kardeşi organize ediyor, Adana halkı üretimin her safhasında yer alıyor. Fabrikada çalışanlar askerden muaf sayılıyor. Halk, Seyhan nehrinin kıyılarında devasa kazanlarda bulgur kaynatarak, mülkiyeti ailemizin olan arazi üzerinde savanların üstüne yayarak bulgur kurutuyor, çuvala dolduruyor ve Akşehir’e yolluyor. Bunların da bilinmesi gerekiyor.