Köşe Yazısı

Bebelerin İlk Ayrılışı-Salya Sümük Serüveni

Herkese selam… Umarım herkesin de sağlığı sıhhati yerindedir.

Seray Sayar Levent 75 okunma
Bebelerin İlk Ayrılışı-Salya Sümük Serüveni

Zira bu memlekette bir hafta çoook uzun bir

süre… Her gün aksiyon peşinde koşan, kaosun olmadığı bir gün geçtiği zaman “ hayırdır daha

kötü bir şey mi, yaşayacağız?” diyerek, olumlu durumlardan şüphelenir hale gelen, günlerden

geçince bir hafta gerçekten çook uzun bir zaman….O yüzden, umarım bu bir haftada hepiniz akıl

ve beden sağlığınızı korumayı başarmışsınızdır.

Beni soran olursa da ben, bedenen şimdilik sağlam gözüksem de akıl sağlığımı, bakanlıkların

bizi paylaşamamasının ve geçici yasaların kimse tarafından açıklanamamasının kaygısı ve şamar

oğlanına dönmemizin sersemliği ile kaybetmek üzereyim.

Bilen bilir geçen yıl bir geçici yasa ile MEB den açılan kurumlara 24 aylık öğrenci alma hakkı

tanındı, yine bir gecede gelen geçici madde; Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı

kurumların çocuk kulüpleri bölümü MEB devredildi…

Çırpındık yırtındık, hukuksal süreçlere başvurduk ancak hala sonuç yok… Bir MEB , bir Aile

Sosyal mekik dokuyup duruyoruz. Bu memlekette her şey bir gecede değişebiliyor. Bir gece de

elinizden yetkileriniz alınırken, bir gecede yok olup gidebiliyorsunuz, Öyle “verilmiş hak

alınmaz, aileler ne olacak, çalışan personelin hali nicedir, yılların kurumları şimdi ne yapacak

gibi…” Sorular, biz vatandaş için asla yetkililerin önemsemediği ıvır zıvır işler durumunda.

Ayrıca sakın, hak-hukuk- yasa diyerek ortalara dökülmeyin, zira şimdi kimse hiç bir şey

bilmiyor, ne acı değil mi?

Siyasi kavgaların dışında bir hayat var ve bu gerçek hayatın içinde biz vatandaşlar hem öksüzüz

hem yetim…

Şimdi gelelim gerçek dünyaya, bebelerimize…

Her insan yeni bir ortamda mutlaka kaygı yaşar ve bu durumunu beden diliyle mutlaka yansıtır.

Çocuklar da ise bu kaygıyı nasıl yansıtacaklarını bilememenin huzursuzluğu ile tepkileri farklı

olur ki bütün bu kaygı duyguları biz insan evladı için çok doğaldır. Yine de bu doğal tepkiyi

ailelere anlatmak her zaman zor olur. Zira bizim alışık olduğumuz durum, onlara çok yabancıdır.

Meslek hayatım boyunca kuruma geldiğinde ağlamayan bir tane çocuğum oldu. Onu hiç

unutmam “teyze” diyerek bacağıma sarıldığında daha 2 yaşındaydı şimdilerde ise takriben 35

yaşını bulmuş bir genç kadındır.

Peki, şimdi tepkileri ve nedenleri, anormalle-normali birlikte inceleyelim.

Her eğitim öğretim yılının başında birçok aile aynı endişeyi yaşar: "Çocuğum okula

alışabilecek mi?& quot;

Aslında okula uyum süreci, yalnızca çocuğun değil; ailenin, öğretmenin ve okulun birlikte

yönettiği doğal bir gelişim sürecidir. İlk günlerde görülen ağlama, çekingenlik, anne babadan

ayrılmak istememe ya da öğretmenle konuşmama gibi davranışlar çoğu zaman normaldir. Bu

belirtiler genellikle birkaç gün ya da birkaç hafta içinde, çocuk kendini güvende hissettikçe

azalır.

Ancak belirtiler 3-4 haftadan uzun sürüyor, giderek artıyor ve çocuğun günlük yaşamını, sosyal

ilişkilerini ya da öğrenmesini belirgin biçimde etkiliyorsa daha ayrıntılı bir değerlendirme

yapılması gerekebilir.

Okula uyumu zorlaştıran nedenler nelerdir?

Tek bir sebep aramak doğru değildir. Çoğu zaman birden fazla etken birlikte rol oynar.

Çocuğun mizacı, ayrılık kaygısı, daha önce kreş deneyiminin olmaması, dikkat ve duygu

düzenleme becerilerinin henüz gelişme aşamasında olması uyumu zorlaştırabilir.

Ailenin aşırı koruyucu tutumu, kendi kaygısını çocuğa yansıtması, okul konusunda tutarsız

davranması veya okulu korkutucu ifadelerle anlatması da süreci olumsuz etkileyebilir.

Bunların yanında kalabalık sınıf ortamı, yeni kurallar, öğretmen değişikliği, taşınma, kardeş

doğumu, boşanma, hastalık ya da arkadaş edinmede yaşanan güçlükler de uyumu etkileyen

önemli faktörlerdir.

Hangi belirtiler görülebilir?

Okula uyum sürecinde çocuklarda; anne babadan ayrılmak istememe, sürekli ağlama, öfke

nöbetleri,

karın ağrısı, mide bulantısı gibi fiziksel yakınmalar, okula gitmeyi reddetme, sınıfa girmemek

için direnme, sürekli öğretmenin yanında durma, arkadaş edinmekte zorlanma,parmak emme

veya alt ıslatma gibi geçici gerilemeler görülebilir.

Bu belirtilerin tek başına görülmesi her zaman ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmez. Önemli

olan süresi, şiddeti ve çocuğun günlük yaşamını ne kadar etkilediğidir.

Ebeveyn bu durumla nasıl baş etmeli?

Öncelikle evde bu duruma çocuğunuzu siz hazırlamalısınız, kurumlardaki rutinleri öğrenip o

rutinleri evde en az bir iki ay önce uygulamalısınız. (uyku, yemek saati gibi) Çocuğa anlayacağı

dilden neden okula gitmesi gerektiğini anlatmalısınız ve orada nelerle karşılaşacağını çocuk

bilmeli. En önemlisi tutarlı davranışlar sergilemelisiniz. Çocuğu ikna etmeye değil, böyle bir

eğitim almasına teşvik edici sözler ve davranışlar sergilemelisiniz. Asla çocuğa tutamayacağınız

sözler vermemeli, alışma süresi kolay geçsin diye ödüller de vaatlerde bulunmamalısınız.

Kısacası çocuğunuzu bebeklikten çıkarıp artık bir birey olduğunu ona yaşatmalısınız. Anlatmak

her zaman havada kalan yanlış bir eğitim ve ikna şeklidir. O yüzden yaşayarak öğretmek kalıcı

eğitim en önemli taşlarından biridir. Ve asla kaygılarınızı çocuğa hissettirmeyeceksiniz. Sizler ne

kadar kaygılı olursanız çocuğuna yüklediğiniz kaygınızla baş etmesi mümkün değil. En önemlisi

bütün bu süreçlerin normal olduğunu bilmelisiniz.

İlk günlerde öğretmen nasıl yaklaşılmalı?

Çocuk ağladığında onu susturmaya çalışmak yerine önce duygusunu anlamak gerekir.

"Artık büyüdün." "Herkes gidiyor." "Ağlama, bir şeyin yok." gibi cümleler çocuğun kaygısını

azaltmaz.

Bunun yerine; "Şu an okula girmek sana zor geliyor." "Annenle ayrılmak seni korkutmuş

olabilir." "Burada birlikte bunu başaracağız." gibi duygusunu kabul eden ifadeler çocuğun

kendini anlaşılmış hissetmesini sağlar.

Amaç çocuğu ikna etmek değil, kendini güvende hissettirmektir.

Güven ilişkisi her şeyden önce gelir

Çocukla ilk görüşmede hemen okul hakkında konuşmak zorunda değiliz. Öncelikle onunla

güven ilişkisi kurmak gerekir.

Resim yapmak, oyun hamuru, lego, kukla, hikâye kartları ve küçük masa oyunları gibi etkinlikler

çocuğun kendini ifade etmesini kolaylaştırır. Oyun, çocukların en güçlü iletişim dilidir.

Kaygının nedenini anlamak gerekir

"Okula gitmek istemiyorum." cümlesinin altında birçok farklı neden olabilir.

Belki öğretmenin kızacağından korkuyordur. Belki tuvalete gitmekten çekiniyordur. Belki

arkadaş bulamayacağını düşünüyordur. Belki de annesinin onu almaya gelmeyeceğinden endişe

ediyordur.

Bu nedenle açık uçlu sorular sorarak çocuğun kaygısının kaynağını anlamaya çalışmak

önemlidir.

Öğretmen sürecin en güçlü destekçisidir

Sınıfta küçük sorumluluklar vermek, kapıda sıcak karşılamak, çocuğa ismiyle hitap etmek,

küçük başarılarını fark edip övmek ve ilk günlerde akademik baskıyı azaltmak çocuğun okula

aidiyet duygusunu güçlendirir. Süreç takip edilmelidir.

Son söz

Okula uyum, çocuğun ağlamaması değil; zaman içinde kendini güvende hissederek okulu

benimsemesidir. Her çocuk aynı hızda uyum sağlamaz. Kimisi birkaç günde, kimisi birkaç

haftada bu süreci tamamlar.

Sabır, tutarlı yaklaşım, öğretmen-aile iş birliği ve çocuğun duygularına saygı gösterilmesi, uyum

sürecinin en güçlü anahtarlarıdır. Unutmayalım ki büyük başarılar, küçük ama güven veren

adımlarla başlar.

Şimdilik her zaman olduğu gibi hoşça kalın, akıl ve beden sağlığınızı korumaya çalışın!

Yazar

Seray Sayar Levent

Çocuk gelişimi ve okul öncesi öğretmeni

Okur Görüşleri

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz gönderin.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmaz. Tüm yorumlar yayınlanmadan önce incelenir.

Yorumunuz yönetici onayından sonra görünür olacaktır.

Diğer Köşe Yazıları

01 Ağustos 2026

Ortaya Karışık

Herkese selaammm… Adana’nın cayır cayır sıcağında gündemin sıcaklığı ile hepten ısıyı çoğaltarak yaşar olduk. Bugün oradan buradan minik minik notlarla size merhaba demek istedim…

25 Temmuz 2026

Aklıma Takıldı

Bugün, nedense aklıma Adolf Hitler takıldı. Onun gibi akıllı, çok yönlü ancak geçmiş yaşanmışlıklarından dolayı öfkeyle kalbini karartmış bir lider, nasıl oluyor da kaybettiğini ya da kaybedeceğini ön göremiyor.