Başarmak İçin Harekete Geçmek: İrade ve Sorumluluk Bilinciyle Kendini Gerçekleştirme
Başarı nedir? Nasıl Kazanılır? Tek Başına Başarmak Mümkün mü? Çok sık sorulan “başarı nedir? nasıl kazanılır?” ifadesi, doğrudan bireyin ve toplumun yaşamda var olma ve kendisi olma durumuyla ilgilidir
Diğer bir ifadeyle, bunu insanın kendini gerçekleştirme arayışı olarak görüyorum. Öncelikle başarı nedir, nasıl sağlanır dendiğinde, içinde bulunduğunuz toplumun alt ve üst yapısının etkisi belirleyici olmaktadır. Başarının değişik tanımları olabilir. Kişiden kişiye değişmekle birlikte, yaşam yolculuğunda belirli hedefler koyabilme, bu hedefler doğrultusunda plan ve program yaparak gereğini yerine getirme konusunda iç disiplin sahibi olma olarak tanımlanabilir. Yerinde kalkabilmesini bilerek aldığı kararlarına uygun şekilde çaba göstermesi gerekir. Hayattan beklentisi olan ve bunu içselleştirenler, kendiliğinden harekete geçerek başarı denilen amaca ve hedefe ulaşma konusunda iradelerini ortaya koyarlar. İnsanlığın ortaya çıkışından bu yana devam eden ve zaman içinde farklılaşan dünyadaki insanların binlerce yıl boyunca edindikleri deneyimler: bazılarının hayatı anlamak için harekete geçmesi, merakla hedeflerine ulaşmak için kararlı bir tutum sergileyerek doğayı anlamaya ve ondan öğrenmeye çalışmak için iç dinamiklerini harekete geçirmeleridir.
Başarmak, farklılaşmak ve hayata katkıda bulunmak, başkasının yaşamına katkı sağlamak, insanlık için bilgi üretmek ve yol açmak başarı olarak tanımlanabilir. Başka tanımlar da yapılabilir. Ünlü bilim insanlarının ve filozofların yaşam öykülerinin okunması bu bağlamda önemlidir. Ben de sık sık başarılı kişilerin deneyimlerinden yararlanılmasını öneririm. Başarılı kişi, toplum ve ülkelerin yaşam deneyimlerinin incelenmesi bu bağlamda önemli olabilir.
Konunun toplumsal boyutu önemli olmakla birlikte, kişi bazında başarının sağlanmasında kişinin bireysel tutumu ve harekete geçmesi eksenini ele almaya çalışacağım.
Motivasyon Önemli
Başarılı olma isteği, insanın anlam dünyasını tanımlamada ne ölçüde belirleyicidir? İnsan olmanın gerekliliği olarak bir şeyleri çözmek, mal ve mülk sahibi olmak mıdır? Çoğu filozof bunu reddetmektedir. İnsanın doğa ile ilişkisindeki diyalektiği çözmeye dayandığı anlaşılıyor. Jared Diamond’ın eserinde tartışılan, bazı toplumların neden diğerlerinden daha fazla birikime sahip olduğu sorusunun temelinde yatan olgu hâlen sorgulanmaktadır. Doğal çevredeki farklılıklar arasında çevresini anlamaya çalışan, yaşamda kalma mücadelesi verirken doğanın yasalarını anlamaya çalışan ve öğrendiklerinin üzerine bir şeyler koyan; kültürler yaratan, bilgi ve teknoloji üretenler. Diğer taraftan, doğanın verdikleriyle yetinen ve çabalamadan, durumu olduğu gibi kabullenenler. Burada başarı, doğanın işleyişini anlamaya ve bu bilgiden yararlanmaya çalışan, bu konudaki çabalarını akıl yoluyla düşünerek sorgulayanların geliştirdiği bilgi ve teknikler sayesinde, onların başarılarının bagajı büyümüştür.
Başarılı bir çalışma yapmak veya yaşam yolculuğunda arzuladığı yaşam standardını yakalamak için kişisel farkındalık kazanmak ve bilgi sahibi olmak, insanın hayattan bir talebinin ve beklentisinin olmasıyla motivasyonunu tetikleyebilir.
Denilebilir ki, beklentilerin kişisel çıkarlarla ilişkisi ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur. OK. İnsanlık tarihinde Akdeniz’de sıkışan Latinlerin gıda arayışında Çin ve Hindistan’ı bulma uğruna bazı cesur insanların doğanın yasalarını kavrayarak doğadan yararlanmayı başarmalarıdır. Portekizli denizci Vasco da Gama, “Fırtınalar çıktığında gemiciler korksalardı, bugün Amerika, Avustralya ve Hindistan’a yönelik deniz yolculukları ve keşifler gerçekleşmezdi” ifadesini kullanmıştır. Bu cesur, gözü pek ve tembelliklerini üzerlerinden atan kişiler, kendi başarılarının ötesinde, yeniden Rönesans’ın ve Sanayi Devrimi’nin önünü açarak bilim ve teknolojiyi buralara kadar getiren yolları da açtılar. İnsanın hayatta istediği talebinin olması gerektiğini göstererek, onu elde etmek için harekete geçip üzerindeki tembelliği ortadan kaldırdılar.
Çoğu insan, hayatları boyunca sürekli olarak birilerinin kendisi için bir şeyler yapmasını beklemektedirler. Bu durum, başkalarına bağımlı bir yaşam biçimine dönüşebilmektedir. Birlerinin şemsiyesi olmadan kapıdan dışarı çıkamazlar. Özgüven eksikliği, yetersizlik duygusu ve beceri geliştirememe gibi. Ancak çoğunlukla mirasa konanlar dışındaki küçük bir grup insan kendi iç dinamiklerini harekete geçirerek bir şeyler yapmaya çalışır. Genelde bu tür “başarılı olarak tanımlanan kişilerin” ortak özelliği, özgüvenlerini harekete geçirerek tembelliklerini ve korkularını aşıp işe koyulmalarıdır. Yüksek lisans dersimin birinde, kalabalık bir sınıfta, farklı bölümlerden ve fakültelerden gelen öğrencilerin birkaçı talepler ve önerilerle gelip ders hakkında konuşurken, çoğu hiçbir şey demeden pasif dinleyici konumunda oldukları gözden kaçmıyor. Bunun en güzel örneği, hepimiz aynı sınıfta yüksek not alan öğrencileri ile düşük not alan öğrencileri karşılaştırdığımızda, yüksek not alanların düzenli çalışmanın ötesinde kendilerini harekete geçirerek ders çalışmaya erken başladıkları, sınav hakkında bilgi almak için ısrarla talepkâr olduklarıdır. Bu insanlar kopyaya başvurmak yerine kendi çabalarıyla öğrenmeye öncelik verirler; kendileri harekete geçerek “nasıl öğrenirim” diye kendilerini çalışma masasında tutarlar ve ısrarla tembelliğe karşı direnç gösterirler. Kişinin kendi çabalarıyla öğrenmesi önemli olmakla birlikte, soru sormaya, geri bildirim almaya ve gerektiğinde yardım istemeye istekli olması da öğrenme sürecine katkı sağlayacaktır.
Bazı öğrencilerde kendilerini harekete geçirmedikleri gibi “Hocam, çalışıyorum ama yüksek not alamıyorum” bahanesini de çok sık duyuyoruz. Çok fazla bahanenin arkasına sığınan, başkalarının başarısını küçümseyen bir insanın varlığı ayrı bir sorun.
Başarı Yalnızca Bireysel İradeyle Açıklanamaz. Toplumsal Yapı Belirleyici Olmaktadır
Metin, başarıda bireysel irade, merak ve çabayı haklı olarak öne çıkarıyor. Bununla birlikte, ekonomik koşullar, eğitime erişim, aile desteği, toplumsal eşitsizlikler ve fırsatlar da başarıyı etkiler. Bu unsurların kısaca kabul edilmesi, yazının daha dengeli ve akademik bir çerçeveye oturmasını sağlar. Bilgi üretmek, toplumsal katkı sağlamak, kişisel yetkinlik kazanmak ve insanlığın ortak birikimine katkıda bulunmak için günümüz koşullarında kişinin yaşam standartlarını asgari düzeyde sağlayacak satın alma gücü, gıdaya erişim gibi faktörler göz ardı edilmez; başarının sağlanmasında bu faktörler de önemlidir.
Eğitim sistemimizin çıkmazlarından biri olarak görülen ve çok sayıda kişinin, başta ezbere eğitim, kopya çekme, kolay yoldan başarı elde etme arayışı gibi kişiyi geliştirmeyen alışkanlıkların, insanı geliştiremediği gerçeğini bilerek çalışarak ve hak ederek öğrenmenin erken dönemlerde aile ve kamu okullarında öğretilmesi yararlı olacaktır. Her aile, çocuğunun yetişkin bir birey olarak hayatta başarılı olmasını isteyeceği için, insanımıza doğru yönlendirme yapılırsa öğrenebileceğine ve başarılı olabileceğine inanıyorum.
Sonuç olarak başarı, yalnızca sahip olunan imkânların değil, insanın bireysel merakını bilgiye, iradesini çabaya ve öğrendiklerini toplumsal faydaya dönüştürebilme becerisinin bir ürünü olarak görülmekte olup, başarının temelleri, bireyin kendi sorumluluğunu üstlenmesi ve öğrenme iradesini erken yaşlardan itibaren geliştirmesiyle sağlanabilir. Tabii, içinde bulunduğumuz toplumun genel ortalama gelir düzeyi, ortam ve sunulan imkânlar göz ardı edilmemelidir.
Yazar
Prof. Dr.İbrahim Ortaş
Ziraat Fak. Prof. Dr.